Nereden başlasam bilemiyorum. Yazma aralıklarım seyrekleştikçe bazen yaşadıklarım çok birikiyor ve "acaba şunu mu önce desem, bunu demesem mi" ikilemlerinde kalabiliyorum. Bir de korkuyorum nazar değer diye. Nazara inanıyoruz ya hani. 😁
Geçtiğimiz zaman içerisinde güzel şeyler oldu. O yüzden uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp bu yazımda sadece hayatımda olan güzel şeyleri yazacağım. Öncelikle ben kitap çekilişlerine daha da yoğunlaşır oldum. Çünkü bir hediye almak, kitap olan bir hediye almak çok mutlu ediyor. Bağımlılık gibi düşünebiliriz, evet. Haliyle benim tuhaf şansımla güzel kitaplar edindim; ama kitaplardan daha ötesi de oldu: O kitap okuyan, bookstagram olarak bildiğimiz Instagram güzelleriyle harika bir buluşma gerçekleştirdik. Geçtiğimiz cumartesini Kadıköy'de onlarla birlikte geçirdim. Tabi birbirimizi sadece Instagram üzerinde tanıdığımızdan çekinmeler olmuş olabilir, her ne kadar ben epey alışkın ve rahat olsam da, belki diğer arkadaşlar yaşamış olabilirler. Gözlemlerime göre insanların sempatisini de kazanmış olabilirim, sevgisini de. 😳 Aslında o kadar çok şey demek istiyorum ki o güne dair; ama kelimelerim yetmiyor. Çok mutlu olarak geçirdiğim bir gün oldu. Zira ciddi anlamda uzun bir zaman olmuştu bu şekilde sosyalleşmem. Kısmen zorunlu asosyal olduğumdan... neyse.
Öte yandan yine çekilişle kazandığım harika bir el emeği oyuncağa sahip oldum. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Çünkü baştan sona el emeği, maddi açıdan da değerli bir oyuncak; ama manevi açıdan çok daha değerli. Ben adını Şahika koydum. Masamın üzerinde sabahları kalkarken ve geceleri yatarken bakışıyoruz. 😁 İşin daha da ilginç yanı, benim dayanamayıp bu harika bebekleri yapan kişinin workshop programına katılacak olmam Blog. 5 dakika içinde karar alıp "aman n'olacak ya, kırk yılda bir böyle harika bir etkinliğe katılacağım, değer parasına da" deyip kaydoldum. Önümüzdeki pazar bi aksilik olmazsa ben yine Kadıköy yollarında, bir atolyede diğer 7-8 kişiyle yılbaşı temalı bir oyuncak figür yapacağım. Kendisi bana programı anlattı, çok heyecanlıyım. İnşallah süper bir gün olarak geçer hayatımda. Şahika'mın fotoğrafını da paylaşıyorum, kendisi bir metalci. Yani müzik zevklerimiz uymuyor arkadaşımla Blog. 😁
Bir diğer güzel haberimi de verip hayatımdaki şu son 1 ayda olan üst mutluluk anlarımı paylaşmış olayım. Gebze'de geçen sene güzel bir gurme burger yeri vardı. Daha sonra o kapanmış, daha doğrusu yerini değiştirmiş hatta ismini de değiştirmiş. Oraya gitmeyi planlarken karşıma çok daha başka ve yaklaşık 3 ay önce açılmış bir gurme burger sayfasının çekilişi çıktı. Evet Instagram'da. 😂 Ama tabi kazanamadım. Sonuçlar açıklanınca üzgün emoji yollamıştım sayfaya, sağ olsunlar mı diyeyim, ne diyeyim bilemedim, sayfa yöneticisi ki sanırım sahibi oluyor, beni davet etti. Ben de bugün gittim, kendisi yoktu; ama oradakilere bilgi vermiş ücretsiz servis yapacaklarına dair. Tek kelimeyle: BA-YIL-DIM! Yani öylesine demiyorum bunu. Cidden hoşuma gitti, hem mekan hem hizmet hem de daha önemlisi hamburger olarak... İsmi Shelby Burger House. Mekan çok güzel bir konumunda Gebze'nin, hamburgerleri lezzetli ki bunu birçok gurme yerde yemiş biri olarak söyleyebilirim. Fiyatları da gayet ideal. İstanbul'da yediğim gurme yerdekilerden çok daha iyi diyebilirim. Muhakkak tekrar gideceğim. Yazıma muhtemelen ulaşamayacaklar; ama memnun bir burger delisi var şu anda sana yazan Blogcum. 🍔🍟
Sanırım şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazımı daha erken yazacağım, umarım. 😜
21 Kasım 2018 Çarşamba
15 Ekim 2018 Pazartesi
Belki, Sadece Belki
Böyle her şey güzel olacak diye düşünmeye çalıştıkça, hani arkadan zeki bir ses "yorulmadın mı bu kendini kandırma yönteminden? Hayır yani yaratıcı olabiliyorsun bence, daha etkilisini bulabilirsin artık" der ya, bendeki de o misal. Böyle o sesler ara ara gelip gidiyor. Sonra bir bakmışım, acıkmadığım halde elimde bir şey yiyerek kendimi mutlu etme çalışıyor oluyorum ya da uyuyor oluyorum bir köşeye kıvrılmış.
Epeydir yazamadım sana Blog. Sebebi malum: Gebze'ye taşınma evresi. Bahanem belki de bu oldu, ama biraz da yazasım gelmedi. Zira şu anki ruh halimi yakalayabilmek için bile gecenin bir vaktini seçtim, akşamdan uyudum ki gözlerimle savaşmayayım.
Kedimi daha doğrusu kapımızın önündeki tüm kedilerimi özledim. Havalar soğudu, ne yapıyorlardır diye düşünüyorum; ama elimden bir şey gelmiyor. Sokakta kedi görünce sevmeye çalışıyorum mesela. Aslında sevilmeye duyduğum ihtiyacı ne kadar baskılarsam, kedilere o kadar çok düşüyorum. Bu da bu gecenin itirafı olsun Blog.
Uzun bir süredir şahsi sosyal medya hesaplarımdan uzak kaldım. Başlarda kasıtlı olarak uzak duruyordum, ama son aylarda artık umursamaz boyuta geldi. Blogumun Intagram profili dışında ilgilenmiyorum hiçbir şeyle. Kitap okuyorum, bol bol kitap çekilişlerine katılıyorum. Demiştim hani, o şanslı kişi olma sevinci bana uzunca bir süre etkili olarak yetiyor. Hatta arada çok hoş muhabbetlerim de oluyor diğer kitapseverlerle. Bence insanlar arasındaki en zararsızları onlar.
Diyet meselesinden, psikologtan vs. bahsetmeyeceğim hiç. Her biri kendi içinde epey dallanıp budaklanabilecek durumda çünkü. Onlar değil de, önümüzdeki zaman diliminde beni neler bekliyor epey merak ediyorum. Ve feci şekilde Kadıköy'e gitmeyi istiyorum. Uzun bir zaman oldu başımı alıp o taraflara gitmeyeli. Oysaki fırsatım da vardı hep. Hatta şöyle güzel bir kahve içmeyeli de uzun bir zaman oldu. Yeni biriyle tanışmayalı da. Hiçbir şey yapmamışım adeta. Bu konuya da hiç girmeyeyim. Uzun aralar verince böyle özet geçer gibi oluyor Blog. Biliyorsun. O değil de 2018 senesi de bitince ne yapacağız biz? Bunu düşünelim bir ara seninle.
Epeydir yazamadım sana Blog. Sebebi malum: Gebze'ye taşınma evresi. Bahanem belki de bu oldu, ama biraz da yazasım gelmedi. Zira şu anki ruh halimi yakalayabilmek için bile gecenin bir vaktini seçtim, akşamdan uyudum ki gözlerimle savaşmayayım.
Kedimi daha doğrusu kapımızın önündeki tüm kedilerimi özledim. Havalar soğudu, ne yapıyorlardır diye düşünüyorum; ama elimden bir şey gelmiyor. Sokakta kedi görünce sevmeye çalışıyorum mesela. Aslında sevilmeye duyduğum ihtiyacı ne kadar baskılarsam, kedilere o kadar çok düşüyorum. Bu da bu gecenin itirafı olsun Blog.
Uzun bir süredir şahsi sosyal medya hesaplarımdan uzak kaldım. Başlarda kasıtlı olarak uzak duruyordum, ama son aylarda artık umursamaz boyuta geldi. Blogumun Intagram profili dışında ilgilenmiyorum hiçbir şeyle. Kitap okuyorum, bol bol kitap çekilişlerine katılıyorum. Demiştim hani, o şanslı kişi olma sevinci bana uzunca bir süre etkili olarak yetiyor. Hatta arada çok hoş muhabbetlerim de oluyor diğer kitapseverlerle. Bence insanlar arasındaki en zararsızları onlar.
Diyet meselesinden, psikologtan vs. bahsetmeyeceğim hiç. Her biri kendi içinde epey dallanıp budaklanabilecek durumda çünkü. Onlar değil de, önümüzdeki zaman diliminde beni neler bekliyor epey merak ediyorum. Ve feci şekilde Kadıköy'e gitmeyi istiyorum. Uzun bir zaman oldu başımı alıp o taraflara gitmeyeli. Oysaki fırsatım da vardı hep. Hatta şöyle güzel bir kahve içmeyeli de uzun bir zaman oldu. Yeni biriyle tanışmayalı da. Hiçbir şey yapmamışım adeta. Bu konuya da hiç girmeyeyim. Uzun aralar verince böyle özet geçer gibi oluyor Blog. Biliyorsun. O değil de 2018 senesi de bitince ne yapacağız biz? Bunu düşünelim bir ara seninle.
28 Ağustos 2018 Salı
Bir Kedi Yalnızlığı
Bir kedi yalnızlığı bendeki Blog. Bir yere ait olmak istememe; ama bundan da rahatsız olma durumu. Belki biraz nankörce, ama sevimlice bir yalnızlık bendeki. Çok doldum aslında. Hem anlatacak bir kişi oldu hayatımda hem de anlatacak kimsem olmadı şu sana yazamadığım 2.5 aylık dönem içerisinde. Yine de merhaba diyeyim, tabii kabul edersen...
Temmuz ayından başlayayım. Hayatımın en tuhaf doğum gününü geçirdim galiba. 30 oldum bu arada. Kutlanmadı, kutlamadık, kutlayamadık. Allah sağlık versin yeter ki, dedim geçtim. Yani şu halime ne kadar daha sağlık(!) verebilirse... Bir psikologum oldu, hatta yarın üçüncü görüşmemi yapacağım. Hayatımdaki son 5 senedir, belki de 10, beni doğru düzgün dinleyen tek kişi. İster o O'nun işi de, istersen para için yapıyor de, ister öylesine dinliyor de... Hiç fark etmiyor benim için. Mis gibi devletimin hastanesindeki bir psikolog. Zamanında özelde gittiğim psikologtan çok da farkı yok. Bunun dışında babam emekli oldu, çok şükür. Haliyle Ankara'nın en ücra köşesindeki ilçesinden Gebze'ye taşınma dönemi başladı bizim için. Evin tamiratları, yeni eşyalar vs. Birkaç haftaya veda edeceğim Nallıhan ismindeki Ankara'nın ilçesine... Hayatımın yarısından çoğunun geçtiği ilçeye yani.

Gönül kapım kaç yıldır kapalı acaba... Onu da unuttum. Belki bana yasak sevmek/sevilmek, belki hak etmiyorum(!), belki geçti gitti benim için... bilemeyiz. Hayatımızın öncelikleri hep başka başka oldu kimilerine göre çünkü. Sonuçta hayatını kuramamış biri var sana yazan sevgili Blog.
Nallıhan deyince aklıma sayısız şey geliyor tahmin edersin ki; ama sanırım şu son 1 yılda bana az biraz huzur veren birkaç sevimli canlıyı özleyeceğim en çok. Her zaman sahip olmak isteyip de hep sokaklarda sevgisini paylaştığım kedileri diyorum. Her gördüğümü minnoş, gel pisi pisi diye çağırıp sevdiğim hayvanları yani. Hele turuncu olanı... Sesimi uzakta duysa koşa koşa geliyor. Ellerimi kollarımı bazen cırmalasa da yine de seviyorum doya doya. İnatla kucağıma alıyorum yatırıyorum. Çok hoşuna gidiyor çünkü. O yüzden diyorum işte, bendeki de Bir Kedi Yalnızlığı...
Ağlamasam bari ayrılırken. Bu arada blogumun instagram profilini epey yoğun kullanmaya başladım. Kişisel hesabıma bakmaz oldum. Sürekli kitap çekilişlerine katılıyorum. Kazanırsam eğer çok mutlu oluyorum. Seviniyorum çünkü şanslı hissettiğimde, sanki çok şanssız biriymişim gibi...
Epey bir kilo aldım. Yüzüm hala sevimli ama çok şükür. Yine de işe yaramıyor bence. Bugün son kez hamburger yedim diyete başlamak için. Biliyorum çok klasikleşti bu yalanlar, ama bu sefer son. Gerçekten!
Sanırım ayda 1 ya da 2 kez bloguma yazı yazmak benim için daha rutin ve hoş olacak. Sen ne dersin Blog?Merak etme, seni de kediler kadar çok seviyorum!
Temmuz ayından başlayayım. Hayatımın en tuhaf doğum gününü geçirdim galiba. 30 oldum bu arada. Kutlanmadı, kutlamadık, kutlayamadık. Allah sağlık versin yeter ki, dedim geçtim. Yani şu halime ne kadar daha sağlık(!) verebilirse... Bir psikologum oldu, hatta yarın üçüncü görüşmemi yapacağım. Hayatımdaki son 5 senedir, belki de 10, beni doğru düzgün dinleyen tek kişi. İster o O'nun işi de, istersen para için yapıyor de, ister öylesine dinliyor de... Hiç fark etmiyor benim için. Mis gibi devletimin hastanesindeki bir psikolog. Zamanında özelde gittiğim psikologtan çok da farkı yok. Bunun dışında babam emekli oldu, çok şükür. Haliyle Ankara'nın en ücra köşesindeki ilçesinden Gebze'ye taşınma dönemi başladı bizim için. Evin tamiratları, yeni eşyalar vs. Birkaç haftaya veda edeceğim Nallıhan ismindeki Ankara'nın ilçesine... Hayatımın yarısından çoğunun geçtiği ilçeye yani.

Gönül kapım kaç yıldır kapalı acaba... Onu da unuttum. Belki bana yasak sevmek/sevilmek, belki hak etmiyorum(!), belki geçti gitti benim için... bilemeyiz. Hayatımızın öncelikleri hep başka başka oldu kimilerine göre çünkü. Sonuçta hayatını kuramamış biri var sana yazan sevgili Blog.
Nallıhan deyince aklıma sayısız şey geliyor tahmin edersin ki; ama sanırım şu son 1 yılda bana az biraz huzur veren birkaç sevimli canlıyı özleyeceğim en çok. Her zaman sahip olmak isteyip de hep sokaklarda sevgisini paylaştığım kedileri diyorum. Her gördüğümü minnoş, gel pisi pisi diye çağırıp sevdiğim hayvanları yani. Hele turuncu olanı... Sesimi uzakta duysa koşa koşa geliyor. Ellerimi kollarımı bazen cırmalasa da yine de seviyorum doya doya. İnatla kucağıma alıyorum yatırıyorum. Çok hoşuna gidiyor çünkü. O yüzden diyorum işte, bendeki de Bir Kedi Yalnızlığı...
Ağlamasam bari ayrılırken. Bu arada blogumun instagram profilini epey yoğun kullanmaya başladım. Kişisel hesabıma bakmaz oldum. Sürekli kitap çekilişlerine katılıyorum. Kazanırsam eğer çok mutlu oluyorum. Seviniyorum çünkü şanslı hissettiğimde, sanki çok şanssız biriymişim gibi...
Epey bir kilo aldım. Yüzüm hala sevimli ama çok şükür. Yine de işe yaramıyor bence. Bugün son kez hamburger yedim diyete başlamak için. Biliyorum çok klasikleşti bu yalanlar, ama bu sefer son. Gerçekten!
Sanırım ayda 1 ya da 2 kez bloguma yazı yazmak benim için daha rutin ve hoş olacak. Sen ne dersin Blog?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)