7 Şubat 2014 Cuma

Tatilden Sonra

Müjdeee! Tekrar diyete başladım Blog! Bundan önce anlatmam gerekenler var sana.

Geçen hafta İstanbul'daydım. Yaklaşık iki hafta boyunca o taraflarda kaldım. Ailemle ve yeğenlerimle zaman geçirdim bol bol. Biraz ders çalışır gibi oldum, evet. Dışarı da çıktım. Denizi gördüm Blog! Ama en güzeli cumartesi buluşmamdı kesinlikle. Sabahtan akşama kadar Kadıköy'deydim arkadaşlarımla. İlk önce Happy Moon's'un Kadıköy şubesinde kahvaltımızı yaptık. Yani kahvaltı adeta öğle yemeği edasındaydı. Biz dört kişiydik; ama iki kişilik kahvaltı aldık ve epey doyduk. Kahvaltı menüsünün 17.5 TL olması biraz pahalı gibi geldi o kahvaltıya göre ve konumuna göre de düşünürsek eğer... Ama doyduk. Ben daha çok gülmeye doydum. Yok böyle bir şey, adeta gülmekten ne yiyebildim ne de rahatça oturabildim. O kadar çok özlemişim ki arkadaşlarımı, bütün enerjimi orada harcadım adeta. Daha sonra Türk kahvesi içmek için bir yere gittik. Bize fotoğrafı takımımdan iki kişi daha katıldı. Ettik 6 kişi. Minicik bir bölümde kahvelerimizi içtik ve ayrıldık oradan. Sonradan katılanlar biraz aç oldukları için, Moda'ya doğru yürüdük ve Lavazza'ya çöktük.

- Az önce yanlışlıkla çayımı devirdim ve masam battı. Nazar değdirdim kendime galiba. -

Sonra birkaç ilginç dükkan gezdikten sonra en sevdiğim kahveciye(!) gittik birlikte. Tabii ki Tchibo'ya! Akşamı orada ettikten sonra arkadaşlarımın üçü ayrıldı. Geriye kalan iki kişiyle akşam yemeği olayına girdim. Ve tekrar evime döndüm.

Aşırı eğlenceli geçen İstanbul hasret giderme programımdan sonra Ankara'daki ilçemize geçtim annem ve babamla. Onlarla bir gün kaldım ve Ankara merkezdeki sevdiğim birinin yanına gittim. Onunla da çok özel, tam iki gün geçirdim ve uçağıma binip tekrar Diyarbakır sınırlarına girdim, havadan.

Hala her yerim ağrıyor. Adeta geçen iki haftanın yorgunluğunu çıkarıyormuşum gibi hissediyorum; ama hepsine değdi. Çok mutlu ayrıldım her yerden. Ankara'dan dönerken ağlayarak döndüm; ama olsun... Şimdi kaldığım yerden tam gaz devam etmeye çalışıyorum.

Geçen günlerde sipariş verdiğim hızlı okuma setime ulaştım. Kendisi şöyle ki: 21 Adımda Etkin ve Hızlı Okuma Eğitim Seti şeklinde geçen bir set. Sadece ana kitabı alsam da olurmuş. Tabii ben 76 TL vermedim. Çok daha ucuz bir şekilde geçti elime. Bugün ilk adımı uyguladım. Amacım daha hızlı ve daha çok anlayarak okumak. Zira dakikada okuduğum kelime sayısı beni şoke etti. Bu kadar düşük olmamalıydı. Çok okuyan da biriyim aslında. Bilemedim. Bakalım 1 ay sonra nasıl bir değişim geçireceğim...

Dediğim gibi diyete de başladım. Olabildiğince kırmızı et; hiçbir şekilde abur cubur ve fast-food tüketmemeye çalışıyorum. Yaza kadar ayda ikişer kilo verme niyetim var. Sebze ağırlıklı besleniyorum falan filan. Yürüyüşlerime de başlamıştım; ama tatil nedeniyle kesintiye uğradı Blog. Şu yorgunluğumu atar atmaz devam edeceğim.

Bunların dışında nasılım diye sorabilirsin Blog. İyiyim. Sakinim. Amaç edinmeye çalışıyorum hala. İplerimi elimden bırakmamaya çalışıyorum diğer bir deyişle. Sosyal ağlardan uzak duruyorum artık. Yabancı dizilerimi takip ediyorum mesela. Çıkmasını beklediğim yabancı albümler var. Kendimce geçiriyorum her şeyi. Bir de sanırım artık beni az da olsa anlayan biri var. Küstüğümde ya da canım sıkıldığında beni kendi halime bırakmayan, nedenini hemen anlayan; ailesiyle ya da birileriyle birlikteyken beni unutmayan(!) gibi...

Daha başka anlatmak istediğim şeyler var da, işte diyemiyorum her şeyi yazarak be Blog. Ama en çok sen anlıyorsun beni, biliyorum.

23 Ocak 2014 Perşembe

Sorgusuz, Korkusuz, Umutsuz

"Çocuk gülümsememe inat, yüz yaşındadır gözlerim. Yaralarımı sarmadım ki hiç. Aşklarla besledim."

Aslında sorgulayacak çok şeyim var. İnsanların yakalarına yapışıp, nedenini sormak istediğim çok mevzu var. Çok derdim var Blog. Hepsi kahrolası insan kaynaklı biliyor musun? Ki biliyorsun, sorduğum kabahat aslında...

Beni tanımak isteyen insanın yapması gereken ilk şey seni keşfedip sonuna kadar okumak Blog. Ya da sadece beni yaşamak sınırsızca. Ne kadar başarılıyız değil mi bu konuda? Neyse boş verelim insanları.

Diyarbakır'dan uzaklaşıp, İstanbul semalarına geldim 2 gün önce. Denizi henüz gördüm diyemem gündüz gözüyle; ama ilk fırsatta arkadaşlarımla buluşup tadını çıkaracağımdan hiç şüphen olmasın. Kafamdaki düşünceleri de beraberimde getirdim sanırım Blog. Aslında sana yazasım hiç yoktu; ama dayanamadım gördüğün üzere. Bu halim sana yazmaya itti beni.

Bir anti-depresanın vermeye çalıştığı mutlulukla ya da dinginlikle ayakta durmaya çalışıyorum son aylarda. Sevgilimden ayrılalı kaç ay oldu Blog? O'nun ilk başlarda Twitter profiline bakmalarımı da keseli çok oldu. Merak da etmiyorum artık. Hatta O seni okuyordur diye özellikle yazmamaya çalışıyorum. Ne yaptığımı bilmesin istiyorum. Sanırım nefretim oluşmaya başladı Blog O'na karşı. Bilmiyorum. Unuttum inanır mısın, o kadar kez ayrıldım ki O'ndan, bırak ne zaman ayrıldığımı, O'nun beni ne kadar değersiz hissettirdiğini bile unuttum. Başka biri bile girmek üzere hayatıma. Evet, yanlış duymadın. Hata mı ediyorum, emin değilim. Ama neden hayatıma her gelen, bir öncekinden daha iyi hissettiriyor bana Blog? Hayat benimle bu şekilde mi dalga geçiyor sence?

Şu sıralar gündemimde büyük ablam ve kocası olacak o kişi var. İkisi de bana kötü bir söz söyledi. Garip değil mi? Biri anti-depresanın verdiği "ekstra" özgüvenden dolayı demişti 1 ay önce, diğeri de bugün deyiverdi. O lafları hak edecek bir şeyler yapmış olsaydım bunu buraya yazmazdım bile. Sanırım Diyarbakır'a dönüp bütün eşyalarımı toplayıp tekrar anamın babamın evine döneceğim. Orada devam ederim hayatıma. Zaten orası benim kürkçü dükkanım(!).

Mutluluğu hak etmediğimi, sebebini göstermeden, çok iyi hissettiriyorsun bana Hayat. Hatta öyle hissettiriyorsun ki, benim hiçbir kötülüğümün ve hatamın olmadığını bilmeme rağmen, yaşıyorum bu durumu. Ne kadar başarılı olduğunu da çok iyi bildiğinden eminim. Ne yapsam? Ayakta mı alkışlasam senin bu başarını?

Bütün bunları yalnız yaşıyorum Blog. İsterdim ki yanımda biri olsun, ben düştüğümde kaldırsın. Her hatamı affetsin, ben eksildiğimde o tamamlasın beni, benim sorumlarıma ortak olsun. Ama kimse olamadı şöyle. Hep kendi istedikleri önceliklerine geldi. Mutlu etmeliydim onları her anlamda. Hatta sonuncusu resmen çırpınışlarımdan zevk alıyormuş, çok sonra anladım. Ne oldu? Değdi mi acaba?..

Hepsi geçmişte kaldı. Lanet, kahrolası, s*kt*r* b*kt*n geçmişte kaldı.

İşte sana bu yüzden yazdım Blog. Çünkü bu akşam öyle nefessiz kalmış gibi hissettim ki kendimi, sana yazmaya karşı direnemedim artık. Soluğu burada aldım.

Rahatladım mı sence? Emin değilim.

Uyuşturucu kullanan biri olsaydım şu anda sanırım çoktan uçmuş olurdum. Şimdi daha iyi anlıyorum diğerlerini...

5 Ocak 2014 Pazar

Yine mi Yeni Yıl?

Öncelikle hoş geldin 2014. Sana gel diyen olmadı; ama galiba ben özellikle gelmeni isteyenlerdendim, 2013'ün verdiği kasvetli dünyadan kurtulmak isteyenler arasında... Geldin ve bugün 5. günün. Geriye kalan 360 gün için ne derece başarılı olabileceğimizden emin değilim. Yine de umutla bekleyebiliriz seni Blog'um ve ben.

Yazmadan önce eski yazılarımı okudum. Yani her seneye nasıl başladığıma dair yazdıklarımı okudum demeliyim.

Geçmişim biraz film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Yeni yıla başlarken dilediklerimin ne kadarını gerçekleştirebilmişim diye düşündürdü. Şimdi yepyeni bir yıl var önümde. Yine saçma sapan dilek listesi oluşturmayı düşünmüyorum. Ve korkuyorum 2014'den Blog. Son yıllarım hayatımın şekillenmesinde çok farklı etkilere sahip oldu. Amerika maceralarım, Erasmus serüvenim, Dukan diyetiyle geçen bir yılım ve depresyona girdiğim son yılım... Ve bu sene korktuğum her şeyle yüzleşmek zorunda kalacağımı biliyorum. Hem de her şeyle... Ne kadar cesaretim var, emin değilim. Yine de ayaklarım geri gitmiyor. Adımlarım biraz daha bilinçli geleceğe dair; ama korkularım içimde saklı Blog. 2013'de bırakmak istemediğim kişi/kişiler vardı; ama şu anda gördüğün üzere yine yalnızım birçok sebepten ötürü. Hiç gelemem dediğim bir şehirde hayatımı devam ettirmem gerekiyor. 2014'ün yarısı böyle geçecek. Sonraki yarısı için Allah büyüktür diyorum. Yani benim için her şey Haziran ve Temmuz aylarından sonra başlayacak. Ne şekilde yöneleceğim, ne yapacağım, neye üzülüp neye sevineceğim... İnşallah diyorum; ama bir yandan da başım yana düşüyor.

Ne derece başarılı olabilirim acaba birçok konuda bu sene... Çok merak ediyorum ve diğer her şeyde olduğu gibi yaşayıp göreceğim. Bu seneden beklediklerimi yazmak istemiyorum. Daha sonra okuyunca kıyaslama şansım olsun istemiyorum Blog. Ne gelecekse Allah'dan, ne olursa kabulüm. Her anlamda sağlıklı ve mutlu olayım... Gerisi yine detay olur. Emeklerim boşuna gitmesin bir de. En büyük dileklerimden biri de bu. 

Duygusal anlamda bir hayale girmiyorum artık. Ne olacağım bile belli değil. Bir de inancım kalmadı artık Blog. Benim seçtiklerim mi yoksa beni seçenler mi beni bu hale getirdi, anlayamıyorum; ama galiba en büyük gerçeğin bu olduğunu öğrendim önceki yıllardan: Bana sevgi yasak...

Birlikte 6. yılımıza girdik Blog. Bir sen bir de ailem kaldı her sene yanımda. Bana yetersiniz aslında. Allah'dan belamı mı istiyorum, değil mi? Belki de.

Şu sıralar yine sessizleşip kendi dünyama çekilesim var Blog. İyi değilim çünkü. Moralim bozuk, kötüyüm... Dün gece bir film izledim, uzun zamandır izlememe direnip. About Time idi. Güzeldi, beğendim. Filmin sonunda kendime sordum: Ben neden her saniyemi en mutlu olacak şekilde geçirmeyi beceremiyorum? Denesem bile çok kısa süreli oluyor. Sonra yine üzgün, suratı asık Arif oluyorum. Belki o kısa sürede de kendimi kandırıyorum. Bazen, yine de, gerçekten mutlu olup zamanımı çok iyi geçirdiğim de olmuyor değil. Başarıyorum da galiba. Tam olarak emin olamasam da bu durum için, genel anlamda beceremediğim bir durum olduğu gerçeği de yüzüme çarpıyor Blog. Neyse, hoş geldin tekrar 2014. Bu sene epey işimiz var seninle... Dileklerimi biliyorsun!