3 Temmuz 2022 Pazar

Bir Melodi, Bir Söz...

"Seni sevdiğimi anladığım günden beri

Sesler değişti, renkler değişti

Yüzümdeki çizgiler başkalaştı

Geçmişim değişti, oyunlaştı


Yeşilin ortasında gelincik gibi

İnceleşti, yabancılaştı

Siste bağıran vapur düdükleri gibi

Geliyor muyuz, gidecek miyiz

Yoksa...


Çığlık çığlığa

Çığlık çığlığa


Seni sevdiğimi anladığım günden beri

Hiçlik değişti, yokluk değişti

Karşılıksızlık dengeleşti

Günler değişti, sana dönüştü


Nasıl gördüğün düşü yeniden istersen

Nasıl bir yılgınlıktır sabah zilleri

Zamanı gelince nasıl terk eder kuşlar

Kaçıyor muyuz, kalacak mıyız

Yoksa...


Çığlık çığlığa

Çığlık çığlığa


Seni sevdiğimi anladığım günden beri

Yüzler değişti, dostlar değişti

Yorgun sokaklar bile karşı çıktılar

Adresler değişti, evler değişti


Seni sevdiğimi anladığım günden beri

Gökyüzü değişti, geceler değişti

Çocuklar bile bana çiçek diye baktılar

Yaşıyor muyuz, unutacak mıyız

Yoksa...


Çığlık çığlığa

Çığlık çığlığa..."


16 Haziran 2022 Perşembe

Kafam Nerede?


        Ve yine buradayım. Açtım tipik blog yazmamın/depresif hallerimin müzik grubu olan London Grammar'ı ve seninleyim Blog. Nasılsın? Benim, tek ve en samimi, en doğal, en beni sessizce dinleyen varlığım; iyi misin? Ben hiç iyi değilim...

Yine baş başa kalmışız gibi hissediyorum. Yine yalnızmışım, yine bütün hastalıklar beni bulmuş, yine işsiz, yine hayallerin bile mutlu etmediği, yine her şeyi yeme isteğindeymişim gibi hissediyorum. Bunları tamamlayacak ya da yok edecek bir anne, baba, kardeş, sevgili, dost ya da arkadaş yokmuş gibi sanki. Çünkü bütün dertlerimi kendim biliyorum; insanlara anlatma hatasını hala daha yapabiliyorum; oysa ki "anlamayacaklar" biliyorum. İşte o "anlat rahatlarsın" durumu var ya, ondan hep...

Büyük bir depresyondayım. Bu sefer kendimi yemeğe bile vermedim. Bir önceki büyük depresyonumda 95 kg ağırlıklara çıkacak kadar yiyordum. Şimdilerde 85 kg. Ve bilmem kaç çeşit hastalık...

Neyin nazarını çektim Blog? Ya da ben gibi bir insan nasıl birilerinin ahını aldı? Ne yaptım mesela? Şu hayatta yaptığım her bir kötülüğü kendime yapmışken hele, nasıl başkalarına zararım dokunmuş olabilir de ben böylesine garip bir kader yaşıyorum.

Mutluluk ve huzur çok değişik kavramlar benim dünyamda. En kötüsünün olmayışına şükreden biriyim; ama daha iyisi için çabalayamıyorum galiba. Korkularım belki kapatıyor her şeyi. Adım bile atamıyorum çoğu zaman.

Herkese zarar veriyormuşum hissi var üzerimde Blog. O yüzden böyle uzaklaşmak istiyorum herkesten. Benden zarar görmesinler istiyorum. Ya da benden yana yakınmalarını, sıkılmalarını, "of yine mi Arif ya" demelerini... hiç istemiyorum. Bunları duymamak, hissetmemek, görmemek, yaşamamak adına bile kendimi senelerce uzak tuttum ben. En beslendiğim sevgi dediğim duygudan bile uzak tuttum. Şimdi peki? Ne yaptığım belli değil kendim için. Ve çevremdekiler benim ruh sağlığımdan ekstrem performans bekliyorlar. "İşe gir, iş ara" ya da "şu şekilde davran, ben olsaydım öyle davranırdım" ya da "bence sen böyle hissediyorsun, ben eminim".. 

Bazen kendime bile faydam yokken nasıl başkalarına eş, dost, yoldaş, kardeş, evlat olabilirim diye düşünüyorum. Bilmiyorum Blog.

En son diyabet yüzünden işten çıkarılışımdan sonra "acaba sırada ne var?" diye kendime sormaya başladım. Dizi takip etmeme bile gerek kalmıyor, baksana, hayatım ayrı bir dizi. Hem de her duyguyu sonuna kadar hissedebiliyorum birçok konuda.

Üstümde 4 parfüm sıkılı şu anda Blog. Onlardan gelen tatlı, mis gibi limon, lavanta, hafif gül ve diğer türdeki kokular... uniseks parfümler. Bu yaz mevsiminde gereksiz maskülen bir kokuyla ortalıkta duracak halim yok. Zira maskülen bir yapım yok. Sakalı bile rengarenk insanım.

Neyse gidip duş alayım. Üstümdeki parfüm çeşidini 1'e düşürsem iyi olacak. En azından kokum, kafam kadar karışık olmasın...

6 Mayıs 2022 Cuma

Evet, Seni Dinliyorum Evren?

        Akşam o kadar içim daraldı ki Blog, sana anlatamam. Yani sabaha karşı 03:00 şu anda saat ve ben "bari Bloguma yazayım, biraz rahatlayayım" düşüncesiyle sana yazıyorum. Uyuyamıyorum...

        Hoş geldin depresif günler!

        İşsizim artık Blog. Geçen günlerde tazminatımı ve kalan maaşımı da alıp köşeme çekildim. Yani patronumun benden helallik istediğinde yüzümde oluşan ekonomi bakanındaki gibi olan o tuhaf gülümseme, benim ağzımdan yığınla nefret sözcüğü çıkması gerekirken kibar şekilde "o konuya girmeyelim hiç X Bey. İnşallah işim olur bir gün, öyle geride bırakırım ben de" deyişim... Kötü bir durum. Hayatımda beddua ettiğim insan sayısı bir elin 5 parmağını geçmez Blog. Bu konuda çok ciddiyim. Ben insanlara sinir olup küs kalsam bile çok uzatamam, kin tutamıyorum kolay kolay. Ha yengeç burcundanım, geçmişimi unutamıyorum, o ayrı; ama kin tutmak yorar insanı. Yapmam o yüzden. Taksitli alış verişten bile uzak duran biriyim ben. Öyle aklımda alacaklı işleri hiç tutamam. Kalbimde... bilemiyorum, tutmamaya çalışırım genelde.

        Starbucks'da "çalışan yakını indirimim" vardı; bugün 60₺'lik gereksiz bir fatura ödeyince; indirimimin de sona erdiğini öğrenmiş oldum. Çünkü indirim sağlayan arkadaşım Starbucks'dan ayrıldı. Sırf indirim için gittiğimi söylememe gerek yok herhalde Blog? Zira her şeye gelen hayvan gibi zamlardan bahsediyoruz aylardır. Ha bugün, neredeyse yıl olmuştur gideli, McDonald's'a gittim arkadaşımla. Velhasıl, bir BigMac menünün fiyatının 60₺'ye dayandığını görünce içimden bir "öeh!" dedim. Dışıma da vurmuş olabilirim bilmiyorum. Yahu sen nesin? Mcdonald's'sın alt tarafı. Ben o fiyatı gurme yerlere veriyorum "hala"! Milleti nasıl bir sömürmedir bu ya? Ayıptır günahtır, sevgili Anadolu Grubu. Yapmayın gözünüzü seveyim. Bir daha gider miyim ben?

        Bugünkü harcamalarımdan bahsetmeyeyim Blog. Sinir oldum, o ayrı; ama tuhaf bir şeyler hissediyorum. O yüzden gelip buraya yazayım dedim. Rahatladım da biraz. Fotoğraflarımı telefondan yedeklerken kedilere ne kadar doyduğumu buraya da yazayım dedim. Bayramda tam 3 ev kedisi, en az 3 de sokak kedisi sevdim. Yani herhalde maksimum kedi sevgimi karşıladım Blog. Yalnız Instagram profilimde çok fotoğraf paylaşmıyorum; ama paylaştıklarım da kedi fotoğrafına dönüşmeye başladı. Hikayelerde paylaşmıyorum pek neyse ki.

        Toparlanıp yatayım ben. Yarın en kıymetlilerimden biri geliyor. Aklım onda da kalmış olabilir; çünkü durumuna çok üzüldüm istemsizce. Empati kurmaktan öte, yaşadığı problemi öyle derinden hissediyorum ki... ama kelin merhemi olsa kendi başına sürer misali. Bende durumlar 1-2 tık daha iyi. Ah şu anneler...

        Neyse, kaçtım!