Yağmurlu geçiyor günler, haftalar... İçimde kopan fırtınalar sanki gerçek hayata yağmurlarını bırakıyormuş gibi geliyor. Korona virüsün etkisini gösterdiği şu aylarda, korkuyorum, sanki içimde baskıladığım yığınla şey varmış da hepsi ilk fırsatta açığa çıkmayı bekliyormuş gibi... Yalnız yaşıyor olsaydım, belki gidip bir hastanenin karanti bölgesinde her gün durup sürekli insanlarla iç içe yaşayıp sonra da "evet, sanırım virüsü kaptım. Şimdi gidip ölümü bekleyebilirim" derdim. Eh, intihar cesaret ve farklı bir ruh sağlığı bozukluğu istiyor. Onlar da yoksa zaten geriye ölümün size gelmesini bekliyorsunuz.
Çok şey istiyorum Blog. Benim istediğim mutluluk sanırım fazla "şey" belli ki, baksana. Ne yapmalıyım sence? Bütün renklerimi gösterek yaşamalı mıyım ailemin çizgisiyle hiç alakam yokmuşçasına? Ya da öylesine girdiğim bir işte neredeyse 1 yılımı dolduracak olmamı iyice sindirmeli miyim? Ya da bana merhaba deyip yakınlaşan birine fazla anlam yükleyen Arif modunda kendimi kandırarak devam mı etmeliyim yaşamaya? Ya da böyle fazla sorgulamayı bırakmalı mıyım, öylesine yaşamalı mıyım, diğer insanlar gibi o an'ı yaşıyorum diyerek daha da mı bencil olmalıyım sırf kendi mutluluğumu düşünmeye devam edip?
En güzel yaptığım şeyi yapayım ben en iyisi. Herkesi uzaklaştırayım kendimden. Bunu çünkü yıllardır çok iyi yapıyorum. Son 2 senedir birkaç kişi kalsın diye savaş verdim; ama onlar da kendileri kendince sebepleriyle set çektiler. Ben de kalanları uzaklaştırayım artık. Çünkü kaçmayı çok güzel beceriyorum. Ve tuhaftır kaçtıkça daha sakin oluyor dünyam, düşüncelerim, duygularım. Mutluluk ve mutsuzluk kaynağımın insanlar olmasını nasıl beceriyorum, hiçbir fikrim yok.
Hiçbir şey için keyfim yok. Öylesine yaşıyorum bazen. Artık savaşmıyorum bile. Yenilgiyi kabul ettim hayat. N'olur kına yak. En azından beni tınladığını bileyim.
Sana yazmamak için kendimi zor tuttum epeydir; ama işte buradayım yine. Geçen haftadan beri tüm Starbucks mağazaları kapanmış durumda. Hatta bizim mağaza böyle 7/24 açık olan bir mağaza idi ve ben hep merak ederdim "bir gün buranın kapısını kilitleyecek miyiz" diye. Bana kısmetmiş son kapanış vardiyası. Güzeldi aslında, kısmen korkutucuydu; çünkü gelen bir kararla mağazanın hızlı bir şekilde temizlenip kapanışının yapılması gerekiyordu. O gün bugündür, korona virüsüyle dolup taşıyor dünyam.
İşime geldi açıkçası. Çünkü çok yorucu bir mağaza ve benim koşullarımda biri için ektra yorucu olabiliyor. Bazen dinlenmeye gerçekten ihtiyaç duyuyorum ve bunu izin ya da olağandışı bir durum olmadığı sürece gerçekleştiremiyorum. O yüzden seviniyorum kapalı kalmasına bir süre de olsa.
İtalya'nın durumuna üzülmüyor değilim. Kısmen korkuyorum da bizim ülke de öyle bir sona ulaşacak diye. Bilmiyorum Blog. Kendi rahatsızlıklarımı bile umurmıyorken çoğu zaman, koronanın etkilerine, kendimi evde izole etmeye çalışmak dışında bir şey yapamıyorum. Zaten yapmam da beklenmiyor.
Şeyi fark ettim, belirsizlik beni çok yoruyormuş ruhsal anlamda. Çünkü ev modu ne kadar işime gelse de, ortamdaki belirsizlik beni huzursuz etti bugün. O yüzden biraz da buraya yazmak istedim. Sonra fark ettim ki ikili ilişkilerimde eğer karşımdakini çok ciddiye alıyorsam ve onda bana karşı bir belirsizlik oluştuğunu görüyorsam, bundan çok rahatsız olabiliyormuşum. Hatta o ilişkimi fazla uzatmadan, canımı yaksa bile, bitirebiliyormuşum. Böyle beynimin arka kısmında "acaba niye böyle bana karşı" diye bir düşünme döngüsünü ortadan kaldırmış oluyorum. Kendimce huzur sağlamaya çalışıyorum belki de...
İnsanlar genelde birbirini tüketmek amaçlı tanışıyor, bu da uzun bir zaman sonucunda edindiğim bir başka deneyim. Onlara istediklerini vermediğiniz zaman işe yaramaz olabiliyorsunuz ya da gelecekte "bu benim tarzım olmayacak bir insan" diye düşünmeye başladıklarında, size karşı olan enerjileri bir anda kesilebiliyor. Ben neden böyle değilim sence Blog? Neden kıyamıyorum? Neden ufak şeylerle bile yürütmeye razı geliyorum ilişkilerimi? Ve daha da kötüsü, neden böyle olmama rağmen karşımdakiler daha da belirsiz ve vazgeçişlere meyilli?
Sen ne zaman büyüyeceksin, diyorsun değil mi? Acaba mental anlamda büyümüş olsaydım sana göre, bu kadar hassas yaklaşmıyor mu olurdum olaylara? Ya da büyümek bunu mu gerektiriyor? 😕
Neyse, eski yazılarıma bakarken şu yazımı gördüm. Böyle açıp okudum ve "ya tabi Arifcim, 2020 böyle oldu kesinlikle" diye düşündüm. 2020 için beklentilerim vardı, 2019 sonlara doğru güzeldi; ama 2020 değil... Daha bitmedi biliyorum; belki daha güzel olacağı içindir böyle geçiyor olması...
Geçen gün keşfettim şu müzik grubunu. İsimleri Efendi. Güzel şarkıları var. Birini de şöyle bırakayım şuraya:
2015 yılından beri yaşadığım en kötü yalnızlığı geçiriyorum. İç huzurum var; ama içimdeki ve dışımdaki yalnızlık daha ağır basıyor, onu anladım bugün. Çünkü bugün farklı bir mağazada destek amaçlı çalıştım. Sevmediğim bir ortamı olan mağaza. Her yerde beyaz yaka olan bir mağaza. Bilmem anlatabiliyor muyum Blog?
İlk mağazama tekrar döndüm. Zaten geçici bir mağaza değişikliğiydi. Şimdi tekrar boğaz manzarası bir yerde çalışıyorum. Günlerce yüzlerce insanla geçiyor günüm. Bol bol konuşuyorum. Zaman hızlıca akıp gidiyor. Sonra gün bitiyor ve yorgun şekilde dönüyorum eve. Kafamda yığınla yüz, mimik, muhabbet...
Diğer hayatımın yalnız geçmesi daha çok istenilen hale geliyor çalışma şeklimden dolayı. Yine de sor bana istiyor muyum bu sonucu? Hayır.
İşte, bugün çok yalnız hissettim. Çevremin kalabalık olması; ama aslında kimsemin olmayışı, doğru dürüst dertleşecek kimsemin olmayışı -aslında olanların da olmayışları, benim yüzümden,- gibi şeyler... Sevmiyorum, yarı buçuk şeyleri sevmiyorum. Yarı buçuk insanları da sevmiyorum. Arkadaşım, dostum dediğim kişileri zamanında göremeyince kötü hissediyorum. Ne anlamı var ki o zaman, diyorum kendi kendime. Ve uzaklaşıyorum, uzaklaştırıyorum onları. Bu durum, flört ettiklerim için de geçerli. O yüzden yalnızım.
Yalnızım. İstediğim sahip olmak ya da sahip olunmak değil. İstediğim tutunmak. Az da olsa birilerine, bir şeylere tutunmak istediğim. Ve son aylarda en çok yaşadığım sorun oldu bu. Sürekli bundan yakınıyorum buraya gelip. Çünkü gidecek başka yerim yok. Sene başında aldığım kararları bozmak durumdayım Blog. Sürekli gelip böyle eksiklerimi sana not almayı istemiyorum artık.
Uzaklaşıyorum yine. Sildim gereksiz profillerimi de. Kısmetsizim, tuhaf bir şansım var ve alakasız bir şekilde doğuyor güneş dünyama... bunları kabul ederek uzaklaşıyorum.
Ve her kimsen, blogumu vpn kullanarak ziyaret eden sevgili şahıs, artık stalklamana gerek yok. Yazmayacağım çünkü. Madem konuşmaya cesaretin yok benimle, bundan sonra da zahmet etme stalklamak için.