19 Ocak 2020 Pazar

Acaba Neler Oluyor?

Eskisinden daha açık sözlü oldum Blog. Nasıl ve neden oldu, anlamış değilim; ama eskisinden daha da emin bir şekilde -o nasıl oluyorsa artık- açık sözlü oldum. İnsanlara karşı, kısmen kendime karşı, hayata karşı... Pat pat söylüyorum içimdekileri. Kaybedecek bir şeylerim yokmuşçasına adeta. Yine de konuşacak kimse tutmadığım için etrafımda, geriye sadece kendim kalıyorum açık sözlü olmak için.

Pazartesi sözümde durdum ve Kadıköy'e gittim. Marmaray'ın o saatlerdeki saçma kalabalığı yerini Kadıköy'ün kendine has, her telden çalan kalabalığına bıraktı. Bir yerlerde hamburger yedim. Sonra dedim ki "Arif, bence vapura binmelisin. Çünkü 'Keşke Kadıköy'de olsam da vapurla karşıya geçsem' diyen birçok insan vardır şu an" ve Karaköy'e geçtim. Kahvemi de Karaköy'de bir kafede içtim Blog. Ve bunları zorla tek başına takılmaya ittiğim kendimle yaptım. Pazartesinin o yüzden bir anlamı vardı bende: Tek başına gezen Arif'i tekrar geri getirmek. Kaçıyordum bu durumdan malum. Ben yalnız olmaya mahkumum. Ne zaman biri için "heh bu sefer yanımda olacak galiba" desem, uçup gidiyor kendi dünyasına ve ben bir parçası eksilmiş gibi geride kalıyorum. Bunlara kendi bırakıp gittiklerim de dahil. Çünkü o sefer de ben yerleştirmeye çalışıyorum o kişiyi bir yere. Sonra dönüp kendi halime acıyorum, üzülüyorum, hatta sinirleniyorum bile; neden beni bu hale soktu diye... Hepsinin sonunda geriye özlem kalıyor. Onunla 1 gün de geçirsem, 10 gün de geçirsem, 1 ay da geçirsem. Bazı yerler hala çok saf ve temiz içimde, o yüzden birilerini o konumlara yerleştirirken aynı saflığı koruyorum ister istemez. Sonra çıkartırkenki üzüntüm dışardan bakılınca "Arif çok abartıyorsun bence" oluyor.

Abartıyorum diyelim Blog. En güzeli kimseyi yerleştirmemek. Şimdilik öylesine bir yerlerde profil tutuyorum. Zaten bana hep ilişkisi olan ve arkadaş olmak isteyenler yazdığı için problem de olmuyor.

Az önce yine saçlarımı kestim. Kısmen onun yenilenmiş hissi ile yazdım sana. Galiba 2020 yılı, sana en çok yazdığım yıllardan biri olacak. Neyse, bunlar hep yalnızlıktan...

11 Ocak 2020 Cumartesi

Ve İki Bin Yirmi...

Bence 2020 en iyi senin için geçiyor aramızda, sevgili Blog. Bak ikinci haftası oldu. Dünyam tepe taklak bir halde. Havanın yağmurlu hali, insanların umursamaz ve anlık zevkler derdine düşen hali, sağlığımın artık daha da önemsemediğim hali... Her şeyi boş vermiş gibi duruyorum oradan değil mi? Yine de hayır, beklettiğim dizilerimi izliyorum bol bol. Tek düzenli giden bu. Vallahi bak.

Yazmak istediğim insan-lar(?) var; ama yine beklentilere düşüp üzüleceğimi bildiğim için yazmıyorum. Hatta artık silsem iyi olacak. Birilerine ciddi gözle de bakamıyorum. Bakasım da gelmiyor, midemi bulandırıyor herkes. Duygusal bir boşluğum da var anlayacağın.

Sana yazayım dedim. Henüz şizofreni boyutuna ulaşmadan senle konuşuyorum sadece. Bu arada epeydir Kadıköy'e gitmedim biliyor musun? Şeker hastalığım çıkınca bir kere sanırım bir arkadaşımla buluşmuştum. En son o da kendi dertlerine dönünce tamamen, ona da yazmaz oldum. Pazartesi gitmek istiyorum. Hatta gideceğim. Güzel bir hamburger yerim. Sonra gider bir kahve içerim. Biraz sahilde gezer, insanları izler, dönerim evime. Kulağa çok zevkli geliyor; sanki epeydir yapmamışım gibi... Yağmur yağmaz inşallah o gün, bugünkü gibi güneşli olur hatta umarım. Şemsiyem yok çünkü.

Beni koruyan bir şemsiyem bile yok Blog.

25 Aralık 2019 Çarşamba

Ve Bir Son

Seni kimsenin okumuyor oluşu ne güzel bir şey biliyor musun? Bana kısmen güç veriyor, sana anlattıklarımı aslında kimsenin fark etmiyor ya da önemsemiyor olması yani... Hayatımı tek başıma sürdürmeye alıştırıyorum çünkü yıllardır kendimi. Bununla yüzleşeceğim yarın ya da diğer bir gün. Şimdi her ne kadar kendi içimde yalnız olsam da, hatta çevremde de yalnız olsam da, bir gün yanımda o hep duran "ailem" de olmayacak. Ve ben asıl yalnızlığı o zaman yaşamaya başlayacağım...

Kaç yıldır hayatımda hiçbir hikaye mutlu sonla bitmedi Blog. Ya olumsuz geçti ya anlamsız ya da bana büyük zararlar vererek... Yine öyle birer hikaye yaşıyorum bugünlerde. Yine bir vazgeçiş. Ve o yetmezmiş gibi 2020'ye işsiz bir Arif olarak giriyorum. Günlerdir uyuyamıyorum. Saçma sapan kabuslar görüyorum. Bir keresinde hatta uyanıp ağlamaya başladım. Saçma bir hale geldi ruh halim yani. Ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yok bundan sonrası için de. Ve konuşabileceğim kimsenin olmadığı dönemlere geri döndüm. Hoş geldim diğer bir ifadeyle. Ya da hoş geldin.

Çok değil, 1 tane hikayem mutlu sonla bitsin istedim. Hani sürekli devam eden bir mutluluktan vazgeçeli çok oldu zaten de, bari bitenlerden biri mutlu sona ulaşmış olsaydı keşke. Olmadı, olmayacaktı da aslında. Çünkü beklentilerime yenik düşmüştüm her zamanki gibi... Çok parça parça anlattım olanları sanırım. Çünkü paramparça olmayan hiçbir düşüncem kalmadı Blog.

Şimdi yeni yılı kutlarım kesin.