16 Mayıs 2018 Çarşamba

Depri (Depresyon)

Adına Depri demeye karar verdim Blog. Sanırım mezuniyetimle başlayıp inişli çıkışlı bir şekilde hayatımın bir parçası olarak devam eden ruhsal durumumdan bahsediyorum: Depresyon. Belki benim farkında olmamam gerekebilir bu durumu; ama bilemiyorum artık ne derece içli dışlı olduysam...

Dün mesela genel temizliğe gittim yine. Aslında bunun sebebi depresyon değil galiba ya. Yani Twitter, Instagram, Facebook vs. kullanmak istemiyorum ben Blog. Cidden istemiyorum. Arada atasım geliyor bir şeyler. Twitter'ı sırf sanatçıları takip ederken kullanıyorum, Facebook'u tutmamım sebebi ise bazı arkadaşlarımla tek bağım orası. Instagram bazen eğlenceli olabiliyor, ama sadece o kadar. Kökten silemiyorum hesaplarımı ama. O hani ismime özel kullanıcı adını kaybetmek istemiyorum. Dondurunca silinmese hepsi, kapatacağım. Ama Twitter siliniyor. Diğerleri silinmiyor ama bu sefer de mükemmelliyetçiliğim tutuyor: "Kapanacaksa hepsi kapanacak!" Twitter'ımı temizledim. Instagram'a da çok gereksiz postlar atmışım ara ara, onları uçurdum. Facebook ise Allah'a emanet...

Ramazan'ın ilk orucunu da tutmuş bulunuyorum. Hatta şu anda taze zencefilli yeşil çayımı ve koca koca hurmalarımı yiyerekten yazıyorum sana tüm Deprisiliğimle Blogcum. Bugün güneş banyosuna büründüm, susuzluğumun iyice artacağını ve başımın ağrıdan çatlayacağını bile bile. Çok güzeldi hava ama. Kıyamadım. Epey tatlı bir sıcak, rüzgarlı güzel bir hava vardı. Tam istediğim "en sıcak hava" modu yani. Daha fazlası, malum, bana göre değil.

Geçen anneler günüydü. Orada burada herkes annesiyle fotoğrafını paylaşmıştı. Sanırım zincirleme çoğaldı o gün bu etkinlik. Eskiden o tarz paylaşımlar yoktu çünkü. Bana çok cliché geldi. Fransızcasını yazdım, zira son 1 haftadır aşırı Fransızca bürünmüş haldeyim. Tabi bunda Madame Monsieur'nün Eurovision şarkısı Mercy'nin etkisi var. İsrail'in kazanmasına üzüldüm, çünkü benim favorim Kıbrıs idi ki çok daha iyiydi. İsrail bence, insanlarını bilemem de, ülke olarak siyaseten bir şeyleri hak etmiyor. Onca insanın ölümüne sebep olan, üstelik 2018 yılında ki bunun yılı bile olmaz aslında da işte, cani bir ülke... Amerika'nın oraya taşınması birçok şeye gebe duruma soktu bence. Eminim iyice oraya yerleşir ve askeri bir üs de kurarlar bol kapsamlı. Ortadoğu'da daha iyi bir konum bulamazlar bence. Yani ben olsaydım öyle yapardım. Neyse...

İyi değilim Blog. Tam, iyi oldum, diyorum; bir aksilik, bir duygusuzluk, bir aileden gelen ters tepki çıkıyor. İyi ki dostum dediğim kimsem yok. Çünkü ben yine salak gibi bu kötü halimdeyken bile başkalarının dertleriyle ilgileniyor olurdum.

Şuraya Madame Monsieur'ye ait bir şarkının canlı performansını bırakayım.

Bu arada 2009'dan beri başvurduğum Green Card çekilişini yine kazanamadım. Kazansaydım da gidemezdim bu halde eminim. Olsun.

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Bilgisayarıma Neler Oluyor?

Ah Blog! Hiç sorma. Sormuyorsun zaten de, neyse. 2-3 hafta önce başlayan bir sorun yaşıyorum laptopcığımda. Sebebini bir türlü çözememiştim. Windows 10'un kullandığım, o zamanlar henüz yayınlanmamış, sürümü yüzünden zannettim önce. Sonra Windows 7 kurdum, onunla denedim ama sorun devam etti. O arada "bilgisayarımın temizlenme zamanı gelmiş" dedim içimden, hani bir umut belki temizlenince düzelir gibisinden; açtım içini ve bahar temizliği yaptım. Fan kısmını bu sefer epey bir söktüm ve temizledim. O kadar toz nasıl birikmiş orada yahu, diye kendi kendime söylenirken temizliği bitirip tekrar topladım ve kapattım laptopımı. Ama yok! Sorun devam ediyor. Derken çözdüm. Ama sorunun kaynağını buldum, çözüm kısmı ne yazık ki yok. Galiba harddiskimin anakart ile olan soketlerinde problem var. Çünkü o kısma bastırınca bilgisayar ya kilitleniyor ya da kendi kendine kapanıp tekrar açılıyor.

Bilgisayarımı taşırken yaralı bir kuşu taşırmış gibi taşıyorum adeta. Köşelerinden tutma hakkım yok bile. Mukavemetten kaybediyor, direkt basınç alıp o bölge etkileniyor. Eh bilgisayarım da haklı, kusura bakmayalım. 2009 yılından beri kullanıyorum. Allah'ıma şükürler olsun yarı yolda bırakmadı beni bugüne kadar. Ki sürekli kullanıyorum. TV izleyen biri değilim, haliyle bilgisayar benim dış dünyaya açılan bir pencerem gibi adeta.

Keşke diyorum, Sony firması, laptop üretmeyi bırakmamış olsaydı. Tekrar Sony marka bir laptop alırdım, yalan yok. Her ne kadar hayalimde Macbook Pro almak olsa da, Sony deyince bir durup düşünürdüm.

Şu anda tabi Sony yok, ama IBM'in bilgisayar bölümünü satın almış Lenovo var. Eğer olur da Apple marka bir bilgisayarım olmazsa, bir gün alacağım bilgisayarımın markası Lenovo olurdu.

Şimdilik böyle yaralı kuşumla yaşamaya devam edeceğiz. İnşallah daha da ilerlemez problemi. Şu anda harddisk soketine müdahale etmeyi düşünmüyorum. Bilgisayar bilgim o kadar derin değil. Elimde kalmasın yani. 😁

Dipnot: Bu arada diş tedavim de tamamlandı. O arada yeni bir de gözlüğüm oldu. Allah bağışlasın ikisini de. Ne diyeyim...

20 Nisan 2018 Cuma

Ahh Dişim!

Geçen pazar günüydü sanırım, arkadan bir dişimin ağrısı tuhaf bir şekilde dünyamın içine etmeye başladı. Evet, dişim başıma bela oldu durduk yere. Durduk yere diyorum, çünkü ben dişlerimi fırçalamadan sabahları su bile içemeyen biriyim, rahatsız hissediyorum ağzım temiz olmayınca. Geceleri fırçalamadan yatamam, yatacağım aklıma gelirse moralim bozuluyor ya da vicdan azabı çekiyorum falan. Öyle değişik bir konumdayım diş konusunda; ama geldi mi geliyor ağrı.

Özel doktora gitmeden önce devlet hastanesine gideyim dedim. Pek espirili ve komik bir doktor muayenesi sonrasında ilaç yazdı önce. İlaçlarla daha da tuhaflaştı ağrım. 2 gün sonra tekrar gittim. Adam daha tam dinlemeden iğneyi yaptı. Hazır yani çekmeye. Ben gülüyorum içimden dışıma belli etmesem de. Yalnız öyle bir ağrıyla uyanmıştım ki o sabah, Allah tekrar göstermesin. Sabah 04:45'te uyandım ağrıya, ağrı kesici içtim 5 gibi uyudum galiba. 7'de sanırım dişlerimi sıkmışım ki başka bir ağrıyla tekrar uyandım. Böyle içimden "oooy çekin alın bu dişi!" diyorum. Dışımdan deseydim işte o gün ikinci kez gittiğim doktor hazır uyuşturmuşken çekecekti. Sonra arkada bir boşluk...

Özel doktora gittim o gün. Hatta devlet hastanesindeki doktor "şu doktora gidin, hatta selamımı söyleyin hazır uyuşturmuşken baksın" diyerek yönlendirdi. Ben yarısı uyuşuk yüzümle gülüyorum. Derken özeldeki doktor o iğrenç sesli cihazıyla girişti ve başladık bir serüvene. İlaçlarıma devam etmemi istedi, bugün tekrar gittim, "kanallarım darmış, onları genişletti" ve 2 gün sonraya tekrar gelmek için randevulaştık. Bir aksilik olmazsa, inşallah olmaz, minimum iki kere daha gidince tamamlanmış olacak işlem.

Diş sağlığı çok başka Blogcum. Yurt dışında, özellikle Amerika'da, masraflarını düşününce halime şükretmeye çalışıyorum yine de. Üzülerek söylüyorum ki 2 haftam da öyle geçecek...

Windows 10'un bahar güncellemesi yüzünden bilgisayarımla da ayrı bir meselemiz var ama ona girmeyeceğim. Çünkü bekliyorum bakalım, Microsoft da şöyle Apple gibi daha sağlam bir sistem çıkarsa ne güzel olurdu diyorum bir yandan da. Ben de görebilecek miyim acaba elimin altında istediğim model bir Macbook Pro, merak ediyorum. 6-7 bin ₺ az değil, malum...

Geçen hafta babamla alakalı üzücü bir durum oldu. Onun da detaylarına girmek istemiyorum. Aslında böyle detaylara girmeyen bir havaya büründüm nedense. Hatta aklımda sana yazmak da yoktu Blog, ama elim gitti.

İyi oldu ama. Şöyle de bir şarkı bırakayım bunun şerefine.