19 Ocak 2016 Salı

Yorgun, Bitkin...

Yaklaşık 1 yıldır hiç kullanmaz oldum Facebook profilimi. Twitter da arada kendi kendime attığım 1-2 tweet için kullanıyorum. Instagram daha da beter. Geçen aylarda aldığım kararla içinde insan olan tüm fotoğrafları kaldırdım ve selfie-free zone olarak benimsedim. Çok nadir fotoğraf atıyorum. O da aklıma gelirse.

Sosyal medya denen şeyi kullanmayı beceremiyoruz ülkemizde. Ben de sevmiyorum bu alanların ego tatmini amaçlı kullanılmasını. Ama işte, eksik olmasın diye, kullanıcı adımı kaybetmeyeyim diye tuttuğum bir nedenler listesi var. Kapatamıyorum o yüzden de. Haliyle de kullanmamayı tercih ediyorum. Öylesine duruyor.

WhatsApp... Arkadaş ilişkilerinden sevgili ilişkilerine kadar içine eden bir platform. SMS'nin yerini aldı, MMS'nin de. Kaldırmayı düşünüyorum onu da. Viber vs. hepsini kullanmamayı düşünüyorum. Sosyal adı altında asosyal hiçbir iletişimi kullanmamayı düşünüyorum.

Evet, yine hayata küstüm Blog. Beni tebrik edebilirsin. Yok ağlamıyorum. Evet yine gideceğim. Evet, yine boş yere hayal kurdum, boş yere çabaladım, boş yere zaman kaybettim. Evet aynen dediğin şekilde oldu; yine kırıldım, üzüldüm. Kesinlikle! Evet ben de tekrar yaşamamayı düşünüyorum bunları. Bence de, artık vazgeçmeliyim sonuna kadar. Yoksa zaten sildim profillerimi falan. Evet, numaramı da değiştireceğim yarın merak etme.

Ne olur bir dahakine bana hatırlat Blog. Eski yazılarımı bana okut, ne bileyim. Mail at o yazıları bana. Virus ol, bilgisayarıma bulaş, günün 5 vakti hatırlat yaptığım hataları bana. Ne olur konu sevgi olunca sınırlarımı koruyabileyim en azından.

Ve Allah'ım...

Sana yalvarıyorum, al içimdeki şu duyguyu. Beni bununla sınama daha fazla ne olur.

18 Ocak 2016 Pazartesi

Kesin ihtimaller

Kesin ihtimaller... Şey gibi adeta, nasıl derler, yalancının sözüne inanmak gibi. Hani doğru olma durumu da var, ama kimse inanmaz. Neden? Çünkü ön yargılar var.

İhtimaller de öyle. Bir şeyin gerçekleme olasılığı. Olasılığı ile nasıl tanımlayabiliyorum ki? TDK'nin sitesine de baktım. Açıklama şöyle: "Bir şeyin olabilmesi durumu, olabilirlik, olasılık."

Geleceğimin ihtimalleri farklı bir hale geldi demem o ki... Böyle kesin olanlar, olmayanlar şeklinde bile sınıflandırdıklarım var. Garip ve komik, biliyorum. Ve hiç öyle günümüz Türkiye'sinin hallerine giremeyeceğim, kusura bakma Blog. Bir de herkes eleştirmen mübarek! Ha beni nasıl insanlar eleştirebilir, benim hayat düzenime benzer ve benim yaşıtım biri eleştirebilir. Çünkü cidden işi gücü olup düzenli bir hayatı olan kimselerin oturdukları yerden "yea Arif olur öyle şeyler, biz de çok zorlandık, ben işimden memnun değilim mesela. Ne bileyim, 10 bin lira net para geçse elime daha iyi olurdu." ya da "ya kanks sorun çok başka, Türkiye şartları bunu gerenktiriyoğ. Sen de başlarsın bir yerleğrde elbet..." gibi şeyler dememeli. Bu benim gözümde küfürle eşit mesela. Hani diğer bir deyişle hakaret. Çünkü hiçbir iyi niyeti yok bu baştan savma "ilgileniyorum aslında seninle" laflarının. Samimiyet yok en başında. Daha ne olsun? Ama ben ne yapıyorum? Yaa evet, hayırlısı işte, bakalım....

Daha önce de ifade etmiş olabilirim. Bazen cidden laptopımı kaldırıp balkondan atasım geliyor. Ama işte en azından önümüzdeki 4-5 ay boyunca ihtiyaç duyacağım. O yüzden yapamıyorum, ama yapma ihtimalim kesindi(!).

Başka mevzular da var söylemek istediğim, ama mecalim yok ifade etmeye. Hislerimle parmaklarım arasında sanki bir uyuşturucu bağımlısı beyaz ticareti yapıyor. Ve sinirlerim çoktan iradelerini kaybetmiş durumda.

Bugün cüzdanımı boşalttım. Cüzdan değil de çanta taşıyormuşum hissi verdiği için uzun dönemde kullanmadığım şeyleri çıkardım. Mesela İstanbul Kart. İstanbul'a giderken yanıma almam gereken şeyi bazen Ankara'ya giderken bile alıyorum nedense. Ona benzer şeyleri çıkartınca normal boyuna döndü. Ha bir de cuma günü Revolut kartım geldi. Kullanmayacak bile olsam cüzdanıma koydum. Kim bilir, belki bir gün paldır küldür dünyanın bir ucuna kaçırırlar, paramı oraya yatırırım(!).

Uzak durmalıyım Blog. Salağım biliyorum. Geçmişe bakınca geleceğin de aynısını getireceğini düşünüyorum insanlar konusunda. O yüzden böyle durup durup "mal mısın Arif?" diyorum kendime. Uzak durmalıyım her şeyden. Almam gereken dersi almamışım gibi davranmayı bırakmalıyım artık.

Çekilmiş klibi:

15 Ocak 2016 Cuma

Alevli Dondurma

Yağmur vuruyordu camıma. "Kış vakti kar beklerken bu yağmurda nereden çıktı?" diye soruyordum yastığa başımı dayamış hayal kurarak uyumaya çalışırken... Hayal kuruyordum her gece olduğu gibi. Üstelik bir haberde hayal kurarak uyumak zararlıdır! diye okuduğumu hatırlamama rağmen... "Aman olsun! Tek mutluluğum hayal kurmak! Onun için de beynimi vermeye razıyım! Yeter ki biraz olsun huzur bulduğumu hissedebileyim, başrolünde BEN olduğum..." 

Diye düşünürken uyudum yine bir gece. Birazdan yine gidip başka bir dünyanın Arif'ini hayal ederek uykuya dalarım. Kısmetse...

Önümüzdeki hafta içi Ankara'ya geçecektim Blog. Biliyorsun ki dağın başında, deli hapishanesi gibi bir durumda nefes almaya çalışıyorum. Pazartesi ve cuma günleri evdeyim adeta. Kapının önüne ismini Minnoş koyduğumuz bir kediye bakmaya gidiyorum en fazla. Haliyle "insan içine çıkmak" ifadesine ihtiyaç duyuyorum.

Sağ olsunlar, Ankara'ya gitme sebeplerimin her bir sahibi, yaprak dökümü misali çıktılar hayatımdan. Sevaptır yahu! İnsan en basitinden öyle düşünür! Bu çocuğa yazık değil mi?

Neyse... Birçok şeye olan, bunun başında sevgi geliyor, umuduma, böyle koca teneke yağın son damlasını kullanmaya çalışırmışçasına, ulaşmaya çalışıyorum. Kendime üzülüyorum. Bazen acıyorum. Boş ver diyorum ya da diğerlerinin dediği gibi "kendine bu kadar yüklenme" diyorum, ama diyorum da işte kime diyorum?

Ben gidip yatayım...