Bu akşam şunu fark ettim: Bende gurur çok zayıfmış Blog. Gurur yapmıyormuşum birçok insan gibi onu anladım. Demek ki ondan dolayı, hep, ayrılan ben olmama rağmen eski sevgililerime tekrar tekrar geri dönmüşüm. Bu durumu "belki yaşananlara kıyamamak" ya da "daha güzelini bulamayacağım korkusu" sebep de olabilir; ama böyle bile olsa insanda biraz gurur olur değil mi?
Peki bende neden yok?
Bu sorunun cevabını bilmiyorum Blog. Eskiden mesela "özür dileme" durumunu terbiye, saygı vs. duyguların içinde bulunmasından dolayı bende kolaylıkla dile geldiğini düşünürdüm. Haklı olsam da özür dileyebilecek kadar sakin ya da olması gereken davranış şekline sahip olduğumu düşünürdüm. Hoş, hala daha öyle düşünüyorum. Tek bir farkla: Artık buna sebep olan şeyin bendeki gurur yoksunluğu olduğuna da inanıyorum.
İnsanda biraz gurur olur yahu! dediğini duyar gibiyim Blog. Olmayınca olmuyor işte. Ama işin daha da tuhaf ve canımı acıtan yanı ise bendeki bu duruma rağmen insanların ısrarla özür beklemesi, ısrarla geri dönmemi beklemesi hatta abartıp "aman Arif döner nasılsa" demesi...
O yüzden iyisi mi Allah ne veriyorsa hepsinin güzelini, iyisini ve hayırlısını versin. Gerisi boş. Hele hele insansa o mevzubahis olan... aman aman!
Ne güzel değil mi? Her taraf kar. En azından burada öyle...
Bugün dışarı çıktım, epeydir yapmadığım şeyi yapıp. Pazara gittim bizimkilerle. Tabii yolun karlarla kapalı olması, insanların dolmuşa doluştuğunu görmek ve en önemlisi de etrafta bir heyecanla kardan adam yapan çocukları ve yetişkinleri görmek... İşte okullar bunun için tatil olmalı!
Pazar güzeldi. Klasik pazardı işte. Tezgahlar, meyveler; ürünlerini satmaya çalışan insanlar ve müşterileri, ben... Soğuktu hava; ama güzeldi. Yılın bu ayında, eskiden doğru düzgün kar görmezdik. Yani ben pek görmediğimizi hatırlıyorum daha çok. Aralık ya da şubat gibi olurdu, ama yeni yıla girerken kar yağdığını görmek nadirdi. En azından benim 27 yıllık hayatımın hatırlayabildiğim 20 yılı içinde.
Yeni yıl... 2016! Çok şey söylenebilir benim açımdan. Bir umut var şu sıralar içimde bazı şeyler konusunda. O yüzden sessizliğimi koruyup kendimce sesleniyorum: 2016 GÜZEL OLACAK!
Tabii seslenerek olmuyor o işler. Ya da oluyor mu? Hiç seslenerek olmasını denedim mi? Ya bir şey olmazsa? Ya saçmalamayı kesmezsem?
2015'imin son yazısındaki 2016 yılı için beklentilerimi yazmıştım. O yüzden tekrar yazmayacağım, Blog. Sen de duymaktan sıkıldın yıllardır, biliyorum.
Bu arada yeşil çaysız kalmıştım 1 haftadır. Bugün çok şükür alabildim kargodan çaylarımı. Ki bu mevzuya hiç girmeyeceğim, zira Yurtiçi Kargo beni deli etti! Bir de ilk kez birinin Blog'umdaki her yazıyı okumaya çalıştığına şahit oluyorum şu sıralar. Bunu da okuyordur belki. Allah bilir.
Bir de geçen günlerde bir şeyle tanıştım: Revolut. Okunuşu revölü. Fransızca gibi sanki, değil mi? İngiltere'den çıkışlı. Bu "kısmen" bizim Enpara.com ve Cebteteb hizmetlerine, ben bu ikisini de kullanıyorum, benziyor, gibi. Dijital bankacılık konusunda gelişmeye çalışıyor dünya sanıyorum ki. Özetle içine attığınız parayı, Revolut hesabı olan, dünyanın herhangi bir yerindeki kişiye ücretsiz olarak aktarabiliyorsunuz; aynı zamanda 1 sene içinde en uygun döviz kuru garantisi veriyor, paraların döviz değişiminde. Telefon uygulamasını kullanabilirsiniz yalnızca. Bir de banka kartları var. Ki onu da istettim. Uygulama içindeki tarihe göre 15 Ocak'ta elime geçermiş. Yurt dışına gideceğim de kullanacağım da... Peh! Ama o kartı istiyorum. Beni biliyorsun Blog. MasterCard tabanlı bir sistem. Yani, güvenilir. Kartı MasterCard logolu ATM'lerde kullanabiliyorsunuz, para yatırma ve çekme işlemleri için. Bu sistemin en güzel yani, büyük miktar parayı ücretsiz aktarabiliyor olmanız. Gerisi zaten yurt dışında kullandığınız ATM'nin işlem ücreti çekmesiyle alakalı. Ve içindeki para birimi otomatik olarak değişiyor kullandığınız ülkeye göre. Ve hayır bana kimse para vermiyor bunu sana yazdığım için Blog.