15 Ocak 2013 Salı

Peki?

Olabilir. Gerçekten çok doğal, yani olabilir. Şu anki hallerimi aslında yaşamıyor olabilirim. Belki 24 yıldır büyük bir rüya görüyor olabilirim. Nasılsa beyin hızlı çalışıyor, bazı şeyleri rüya gibi kısa ve tutkulu şekilde yaşamış olup; diğer zamanları kabus gibi geçirmemin başka bir açıklaması olamaz bence. En azından ben öyle düşünüyorum. Diğer yanım ise gerçekleri daha ızdıraplı yaşamam gerektiği için, o kısa ve tutkulu anların hayatıma sokulmuş olduğunu düşünüyor.

Önüme tabakla koyulmasını beklemiyorum yemeğin. Evet, belki biraz bekliyorum. Belki biraz öyle alıştım, belki bunu hak ettiğimi düşünüyorum her anlamda; ama boş tabak bile koyulmuyor be Blog. Merak etme, dünyanın adaletsiz olmasından bahsetmeyeceğim. Yanlış insanların yanlış yerlere kolayca gelebildiğinden, hak etmeyenlerin mutlu olduğundan vs. bahsetmeyeceğim. Bunlarla içini karartmak istemiyorum.

Son birkaç saattir yeteri kadar fazlalık gibi hissediyorum. Zahmet, masraf vs. adını sen koy. Karışık bir ruh halindeyim. Belki ben abartıyorumdur diye düşünülebilir; ama hayır. Kesinlikle alakası yok.

Kanat takıp uçmayı dilerdim. Meleklerin cinsiyeti yok nasılsa. Ya da var mı Blog? Beyaz ve tüylü oldukları için neden feminen olarak algılanıyor sence? Neyse.

Sorunumu biliyorsun Blog. İnsanlar...

Annem, babam, çevremdeki insanlar, konuştuğum insanlar, insanlar...  Şaşırmıyorum artık. Fazla yormamaya çalışıyorum düşüncelerimi; ama olmuyor. Ölümü bir seçenek gören, belki şaka da olsa, biri olarak, çok kolaya kaçtığımı ben de düşünmüyor değilim; ama hiçbir şekilde oturma ve çalışma vizesi veren bir ülke olmadığı sürece, o da kaçınılmaz bir son gibi geliyor.

Önceki yazımdan dolayı yaptığım 1-2 muhabbetten ötürü neden intihar ya da sonucu ölüme giden bir şeye başvurduğumu düşüneyim dedim de, sanırım bazı şeyleri kendime ve aileme yaşatmaktansa ölmeyi tercih etmek daha "benim" çekeceğim bir acı gibi geliyor. O şekilde de bir acı yaşanacağı kesin. Bilmiyorum. O kısmı düşününce de yapamıyorum ya zaten.

Şu şarkıya takıldım yine, dönüp duruyor şarkı listesinde tek başına:


Başarıya ulaşmak zorundayım. Bunu kendim için yapmalıyım. Yapacağım da. Ne kadar kötümser de yazsam, bir şeyleri başarmak zorundayım Blog. Bazen elimden bu kadarı geliyor. Ne yapabilirim, ben de insanım. Tıpkı anlayamadığım diğer insanlar gibi...

13 Ocak 2013 Pazar

Bilemedim

Bilemedim sevgili Blog. Bilemiyorum hatta. Ne yapsam bilmiyorum. Hayatıma birini almak istiyorum; ama istemiyorum da aynı zamanda. Muhtemelen almayacağım da. Ya da aladabilirim. Almalı mıyım? Bence hayır. Hayatımı düzene sokmadan hele ki. Öncekileri aldım da ne oldu? Sahi ne oldu onlara blog? Aman ne halt yerseler yesinler. Ben en önemlisini hayatımda tutuyorum bana çok uzak da olsa. Çünkü bir tek o beni üzmedi... Diğerlerine sevgili bulma konusunda başarılar. Bu boktan hayatta bakalım ne bulacaklar.
44 gündür diyette oluşum ve sanırım tam 1 aydır hamburger yememiş oluşum; bende feci halde MCDONAAAALLDDS!!! çığlıkları attırıyor. 70.5 kiloluk adeta bir HERKÜL vücudumun hakkını veriyorum vermesine de, hamburger istiyorum ben. İstiyorum Blog. Bunu istiyorum! Ve sanırım ya Eskişehir ya da Ankara; en olmadı İstanbul'da yiyeceğim! Neyse fazla yemeğe girmesem iyi olur. Akşam yemeğime daha 1 saat var.

Ben en çok birini mutlu edince mutlu oluyorum; ama sevgimi, ilgimi gösterdiğim şekillerde olunca oluyor. Biri benimle konuşurken keyif alıyorsa, mutlu oluyorsa sözlerimden, bakışlarımdan, yazdıklarımdan belki ya da paylaştıklarımdan... ben de mutlu oluyorum. İçim, böyle bir şeyleri paylaşmış olmanın verdiği huzurla ve sevinçle doluyor. İyi bir şey değil mi bu Blog? Bencillik değildir sanırım...

Maciej isimli arkadaşımın bana önerdiği hatta zorladığı şeyi araştırıp harekete geçmeyi düşünüyorum elimden geldiğince. Korkak adımlar atsam da bu konuda, elimden geleni yapmam gerekiyor. Aksi halde olacaklar/olabilecek hiç güzel değil. Değil, zira ben intihar edeceğim dediğimde şaka olarak algılanması da güzel değil. Bilemedim bu yüzden Blog. Ben İstanbul'u özledim, Virginia Beach'i özledim, Akçaabat'ı özledim...

6 Ocak 2013 Pazar

Duygusuz Ben

Az önce bir film izledim. Gay temalı bir filmdi. Kısa süreli yaşananlara rağmen, duygularından emin olmayan iki kişinin, aralarına giren mesafeyle bitmek zorunda kalan bir ilişkisi anlatılıyordu, bana göre. Pek eş cinsel temalı filmler izlemem. Aslında bu tarz hiçbir drama izlememeye çalışıyorum. Çünkü 2009 yılından beri izlediğim komedi dizisinde ufacık bir duygusal sahne bile geçse ağlamaya başlar(-d)ım. Bu seferkinde ağlamadım. Duygulandım biraz; ama ağlamadım. Nedenini bilmiyorum. Ya da biliyorum. Artık eskisi gibi duygusal değilim. Yani izin vermiyorum duygularıma dağılmaları için. Daha dik duruyorum, daha az kırılacak şekilde. Uzun bir süredir deniyordum. Sanırım artık çok iyi beceriyorum.

Film güzeldi. Bence birçok insan eş cinsel insanların ne tarz bir yaşama sahip olduklarını anlayabilir bu film sayesinde. Filmin beni duygulan tarafı, benzer bir ilişki yaşamamdan dolayı tamamen. Ben de zamanında mesafeler yüzünden, belki de tüm hayatımı daha güzel kılacak bir şeyi geride bırakmak zorunda kaldım.

Amerika'da kalmak kolay değil-di o an. Resmi anlamda değildi en azından. Yoksa Türkiye'nin taşı toprağı altın, vatanım, milletim, diye diye koşmadım tabii ki. Çok sevenler buyursun, yaşasınlar güzel ülkelerinde. Öyleydi benim de hikayem 2009 yazında Amerika'dan dönerken. İstemeyerek bırakıp dönmüştüm her şeyi. Daha sonrasında yaşadığım 1-2 ilişkiye ne kadar "ilişki" diyebilirsem, öyle yarım kalmamıştı her şey.

Şimdi ne yapıyorum, diye soruyorum kendime. Bir daha öyle tutkulu ve gerçek bir şey yaşayamayacağıma inanmış durumdayım. Kalın duvarlarım var demiyorum elbette. Kırılabilir hepsi. Kırmak için uygun bir yer, uygun bir zaman ve kişi olduğu sürece... Sanırım duvarlarıma her geçen zaman yenilerini ekliyorum. Daha da güçlü oluyorum bu şekilde. Yine de fark etmeden daha duygusuz olduğumu hissettim bu filmle birlikte. 2009 öncesine döndüm artık.

Şimdi neyin peşindeyim, diye soruyorum bazen de. Daha da yalnızlaşmak için elimden geleni yapıyorum. Daha soğuk olmak için, daha yenilmez olmak için. Görüyorum ki başarıyorum. Elime ne geçeceği konusunda hiçbir fikrim yok. Ama en azından gereksiz birileri için kalbimin kırılmasına, maddi-manevi anlamda harcanmaya izin vermiyorum. Elimde yeteri kadar fırsat olsa, daha da yalnız kalacağım bir ülkeye gitmeyi öyle çok istiyorum ki... Belki bir gün bu satırları çok başka bir dünyadan yazarım.