Çoğu zaman kendimi anlamaya çalışırım gün içinde. Çünkü inanırım ki kendimi anlamayı başarabildiğim sürece insanları daha iyi anlayabilirim. Belki o yüzden biraz fazla obsesif derecede insan davranışları konusunda bilinçli hale geçmişimdir. Kendime göre yorumladığım zamanlar da oluyor tabiki başkalarının davranışlarını. Bazen önyargılı da yaklaşabiliyorum. Yine de genel olarak ele alıyorum karşımdakinin bana karşı davranışlarını.
Uzun bir süredir bazı konulardaki sessizliğimi bozmaya çalışıyorum aslında bir süredir. Daha doğrusu birileri zorla içimde bağırmaya çalışıyor o sessizliği bozmak için. Ben sessizliğimi korumalı mıyım yoksa ben de mi katılmalıyım bu duruma, bilmiyorum.
Farklı bir haldeyim bazı konularda. Artık birçok şey sanki benim için değilmiş gibi hissediyorum. Bir liselinin aşık olma heyecanı yok içimde. Sanki duygularımın olgunluğu ve bedenimin yaşı arasında 2 kat fark varmış gibi hissediyorum. O yüzden bazen sanki birileri gelip elimden tutup zorla koşturuyormuş gibi hissediyorum. Daha da soğuyorum her şeyden.
Kırmızı bir elma yedim bugün de diğer günlerde olduğu gibi. Böyle sert olanlarından değil, daha böyle yumuşak tatlı olanlarından. Pek sevmem aslında bu çeşit; ama almıştım pazardan geçen hafta. Yerken böyle yazmayı hissettirdi o kırmızı elma. Hayat biraz tatlı, böyle mayhoş bir şekilde. 2012 için ilginç bir başlangıç yapıyor olsam da final sınavlarıyla. Pek tat alacak gibiyim diyemem. Bu sene de yalnız geçirirsem herhalde artık iplerimi tamamen toplayacağım gibi duruyor.
Yine de umutlu muyuz 2012'den?
Eee, öhöm, kem, küm...