11 Ocak 2012 Çarşamba

Kırmızı Elma

"...Tam çıkarken 'dur, gitme, yalvarırım! Sana çok ihtiyacım var!' diye bağırmıştı sevdiğine, yağmur ormanlarını anımsatan yemyeşil gözleriyle. O ise, önce bir duraksadı, sonra başını geriye çevirmeden çıkıp gitti evden. Sevgilisi gidince, sanki evin duvarları yıllardır hiç ses duymamışçasına, sarsılıyordu adeta genç kızın hıçkırık dolu ağlama sesleriyle. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Ve bir gün telefona gelen bir mesajla uyandı çimen gözlü güzel. Belki de ömründe aldığı en güzel haberi almıştı o mesaj ile: 'Çocukken altında oynadığımız elma ağacını hatırlıyor musun? Şimdi tam altında, seninle geçirdiğim en masum zamanlarımı hayal ediyorum tekrar. Zamana yenik düşmüş bir kalbin olduğunu bilsem de, en masum yanını gördüğüm için biliyorum ki yaptığın hata, telafisi olmayacak şekilde değildir. Haberini aldım sürekli arkadaşlarından geçen bu zaman içinde. Evden çıkmıyormuşsun. O en sevdiğin kafeye bile gitmiyormuşssun. Kilo almışsın, öyle dediler. Biliyorum, yalnızca moralin bozukken yemek yersin sen. Umarım yaptığın hatanın dersini almışsındır. Çünkü ben daha fazla sensiz zamanı harcayamam senin, gerçek aşkın değerini anlaman için. Çok özel olduğunu biliyorum içimde. En güzel yanını keşfeden kişinin ben olduğumu biliyorum. Sen de biliyorsun ki her sabah  işe giderken, benden başka kimse, çantana öğlen yemen için o sandivici hazırlamaz. Seni çok özledim...'"

Çoğu zaman kendimi anlamaya çalışırım gün içinde. Çünkü inanırım ki kendimi anlamayı başarabildiğim sürece insanları daha iyi anlayabilirim. Belki o yüzden biraz fazla obsesif derecede insan davranışları konusunda bilinçli hale geçmişimdir. Kendime göre yorumladığım zamanlar da oluyor tabiki başkalarının davranışlarını. Bazen önyargılı da yaklaşabiliyorum. Yine de genel olarak ele alıyorum karşımdakinin bana karşı davranışlarını.

Uzun bir süredir bazı konulardaki sessizliğimi bozmaya çalışıyorum aslında bir süredir. Daha doğrusu birileri zorla içimde bağırmaya çalışıyor o sessizliği bozmak için. Ben sessizliğimi korumalı mıyım yoksa ben de mi katılmalıyım bu duruma, bilmiyorum.

Farklı bir haldeyim bazı konularda. Artık birçok şey sanki benim için değilmiş gibi hissediyorum. Bir liselinin aşık olma heyecanı yok içimde. Sanki duygularımın olgunluğu ve bedenimin yaşı arasında 2 kat fark varmış gibi hissediyorum. O yüzden bazen sanki birileri gelip elimden tutup zorla koşturuyormuş gibi hissediyorum. Daha da soğuyorum her şeyden.

Kırmızı bir elma yedim bugün de diğer günlerde olduğu gibi. Böyle sert olanlarından değil, daha böyle yumuşak tatlı olanlarından. Pek sevmem aslında bu çeşit; ama almıştım pazardan geçen hafta. Yerken böyle yazmayı hissettirdi o kırmızı elma. Hayat biraz tatlı, böyle mayhoş bir şekilde. 2012 için ilginç bir başlangıç yapıyor olsam da final sınavlarıyla. Pek tat alacak gibiyim diyemem. Bu sene de yalnız geçirirsem herhalde artık iplerimi tamamen toplayacağım gibi duruyor.

Yine de umutlu muyuz 2012'den?
Eee, öhöm, kem, küm...

Yarışma Zamanı!


Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak Canon 600DManfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

5 Ocak 2012 Perşembe

Merhaba 2012!

Blog yazma işini tam olarak kaç yıldır sürdürmekteyim, emin değilim; ama silmeden tuttuğum yazılarımın üç koca yılını geride bıraktığımı söyleyebilirim. 2009-2010-2011 ardından 2012 yılına da merhaba diyebildiğim için çok mesudum.


Blogumun temasında herhangi bir değişikliğe gitmeyi düşünmüyorum; ama ufak bir değişiklik yaptığım için az önce, onu söyle gururla paylaşabilirim diye düşünmekteyim. Evet, sayfanın tam altındaki, her sene değiştirmekte büyük heyecan duyduğum bilgi kısmını değiştirmiş bulunmaktayım bu sene de. Tekrar uzun uzun seneler yazmayı diliyorum kendi adıma. Kendi kendime yazıp çizdiğim bu şeker mi şeker, her duyguyu barından blog sayfamdan ayrı bir yer yok sanırım rahat edebildiğim.


Öhöm... Gelelim 2012'ye. Nasılsın 2012? Güzel bir sene verebilecek misin bana? En az 2009'daki kadar duygu yoğunluklu, 2010 kadar şehir ziyaretli, 2011 kadar anlamlı? Ya da çok sıradan mı geçecek? En kötüsü şöyle olsun diyebileceğim bir yılım bile yok ki öneride bulunayım. Sen iyisi mi kaderimi yaşat bana en güzelinden. Çok üzme olur mu? Biraz başarılı geçsin diğer senelere göre. Lütfeeeen!

Ocak ayının nasıl geçeceği belli oldu. Gayet final sınavlarımla geçecek. İnşallah diyorum ki şu final sınavlarımı başarılı bir şekilde tamamlayabileyim ki gün yüzü görebileyim kısmen de olsa şu eğitim hayatımda. Gerisi zaten gelir bence.

Şubat ve Mart için planlarım var aklımda. Umarım gerçekleştirebilirim. Ondan sonrası için de planım yok henüz. Ne düzende gittiğime bağlı önümüzdeki ilk üç ay boyunca.

Bu kadar gibi diyeceklerim. Hayat şu sıralar tanımlayamadığım bir şekilde Blog. Sence neden? Ne yapmalıyım anlamak için? Ya da akışına bırakmaya çalışmalıyım en sakininden bence.

Mutlu yıllar ikimize de Blog. Bir sene daha birlikteyiz.