29 Temmuz 2009 Çarşamba

Ozledim

Ne bir yaz`i boyle gecirdim ne de bir guzu.
Kocaman bir ruyaya dalmisim sanki.
Ustelik ne zaman uyanacagimi da biliyorum.
Uyanmak istiyor muyum acaba?..

Amerika`dayken yapmam gereken heralde en son sey aglamakti... Cunku buraya eglenmeye geldim, unutulmaz anlar gecirmeye geldim, farkli maceralara katilmaya geldim, hani Ingilizce seviyemi de yukseltmek icin geldim... Olur mu; ama aglayacak adam yine aglar.

Dun aksam, is yorgunlugumu ustumden attiktan sonra sahile gidip, okyanusa karsi oturdum, arkamda Virginia Beach`in otelleri, kabalik insanlari, her gece bitmek bilmeyen eglence ve konserleri... Acaba evimi ve ulkemi mi ozledim de agladim, bilmiyorum sebebini... Agladim sadece.

Hayat beni cok yoruyor. Ya da ben kendimi yoruyorum. Her sefer onemli bir seylerin eksik oldugunu hissediyorum. Farkindayim ne istedigiminde, ama iste... Istemekle kaliyor insan bazen. Ya da beklemekle...

Her sey bir yana, Amerika`da gecirdigim 40. gunumde sunu farkettim ki "degismeyecek insan degismez".. Degismek isteyen insan icinde sinirsiz sayida yol var. Hem de cok fazla...

Bir de farkettim ki: Hep kendi dunyamda yasiyorum. Icimde yasiyorum her seyi. Sadece kendim duyuyorum sesimi, bagirislarimi, aglamalarimi. Kime isyan edebilirim ki? Hangi sebeple? Hangi hakla? O yuzden disardan hep susup bekleyen biri olarak gozukuyorum. Sanirim hep boyle kalacagim...

23 Temmuz 2009 Perşembe

Amerika ve dogum gunum

Himm. Her seyden once soylemeliyim ki kendim icin satin aldigim yeni bilgisayarimin klavye dilini degistirmek istemedigim icin, Turkce karakterleri olmadan yazacagim bu yazimi.

Evet, gercekten uzun zaman olmus. Yani bana bazen uzun geliyor bu 1 aylik bu surec. Neler neler yapmistim Amerika`ya gelebilmek icin. Sonunda gelebildim ve ustunden yaklasik bir ay gecti. Bugunu bekledim bir seyler yazmak icin; cunku bugun benim dogum gunum, cunku bugun ben 21 yasima girdim...

Ozetle anlatayim Amerika ile ilgili hislerimi... Amerika cidden bildiginiz, cogu insanin dusundugu sekilde olan bir ulke. Ozgurluk, insanlar arasindaki hosgoru, elektronik esyalarin ucuzlugu... Hepsi mevcut bu ulkede. Paranizi da kazaniyorsuz, kucuk pet sise suya 1.5 dolar da verebiliyorsunuz. Ben vermedim o ayri.

Efendim ucak yolculugu ve cekilen diger ufak sikintilardan sonra Virginia Beach`e gelmis ve isime baslamis, ortama alismis vb turden yerlesme durumlarini geride birakmis durumdayim. Isim bazi gunler yorucu bazi gunler de cok rahat gecmekte. Ilk maasim, 10 is gunluk, 560 dolar idi. Tabi ben 75 dolar gibi bir vergi odedim ki elime 490 civarinda bir para gecti. Evet, o kadar vergi koyuyor insana! Amerikan vatandaslari daha fazla oduyor tabi.

Bos zamanlarimda, havanin gidisatina gore, dunyanin en buyuk plajlarindan birine, ki bu plaj bana yureyerek 2-3dk uzaklikta, gidip gunun yorgunlugunu ustumden atabiliyorum. Gayet guzel bir tatil yapiyorum: ayni zamanda para da kazaniyorum, alisveris de yapiyorum.

Burada bulundugum zaman icinde cok fazla sehir gezmedim; ama sagolsun gelmeden once tanistigim Michael adli Amerikan vatandasi, olabildigince vaktimi en iyi sekilde gecirmemi sagliyor.

Amerika`da yasarken dikkatimi ceken seylerden biri, herkesin arabasinin olmasi, hepsinin jip olmasi, sut ve yumurtanin sudan ucuz; ama yogurdun, boyutuna gore, pahali olmasi dikkatimi cekti. Yemek konusunda zorlandigim anlar oldu baslarda; ama zamanla cozmeye calisiyorum... Daha 2 ay boyunca burada olacagim. Ve inanir misiniz hic mi hic Turkiye`ye donesim yok.

Ingilizce meselesine gelince... Ben cok iyi ingilizcemin oldugunu dusunurdum. Tabii asiri degil; ama gayet iyi oldugunu dusunurdum. Buraya gelince herkesin dedigini anladigimi; ama konusurken arasira sacmaladigimi gordum. Dedim ki kendime, bunu bu 3 ay icinde halletmeliyim. Aslinda hemen halletsem cok harika olur!

Cok fazla bahsetmek istemiyorum yasadiklarimin; cunku korkuyorum bozulur buyusu diye. O kadar farkli yasiyorum ki her seyi. Hergun bir farkli geciyor adeta. Umarim hep boyle olur; umarim hep guzel ve farkli olan seyleri yasarim...

--------------------------------------------

Bugun benim dogum gunum. Yani 22 Temmuz. Dogum gunumu Amerikali arkadasimla kutlamak istedim. Kendisi beni diger tatil gunlerimde oldugu gibi bugun de alip bir yerlere goturdu. Norfolk ve cevresini gezdiren bir tekne turuna ciktik. Simdi ise evindeyim ve 2 kopegiyle birlikte zaman geciriyorum... Gecen hafta Meksikan lokantasina goturmustu beni. Bugun de benzeri bir aktiviteye katilacagim onunla aksam yemegi icin. Daha sonra bana yaptigi dogum gunu pastasini yeriz heralde. Michael ile zaman gecirmek guzel; cunku butun gun farkli bir kulturu yakindan tanimis oluyorum ve konustugum ingilizce de cabasi...

Neyse uzatmayayim fazla; aksam yemegi icin disari cikmamiz gerekiyormus. Soz dinlesem iyi olacak...

dipnot: Amerika`da bir bara gidip icki icebilmek icin 21 yasinda olmaniz gerekiyor en az. Hos, pek icki meraklisi degilim; ama ev arkadaslarim bara gitmek icin beni bekliyorlar galiba...

Simdilik bu kadar gunluk... Senle nice senelere!

11 Haziran 2009 Perşembe

Friday the 13th

Filmler ve diziler hakkında konuşursam ben eğer; emin olun diyeceğim cümlelerden biri "Türk sinemasını takip etmiyorum" olur. O yüzden o cümleyi tekrar kullanmadan şöyle bir takip ettiğim Amerikan dizilerini sayayım:

Heroes
**Supernatural
**Dexter
Fringe
Lost
*Prison Break
*Terminator: The Sarah Connor Chronicles
*The 4400

Ne yazık ki listemdeki (*)lı olanlar bitmiş durumdalar. (**)lı olanlar da en beğendiğim diziler...

Ben yurt dışında olduğum vakitler, Allah'tan hiç biri başlamıyor da kaçırmıyorum hiçbir şey. :)) Yoksa bölümleri bulmak/indirmek gibi bir eziyete maruz kalacağım.

Son 1 yıldır aşırı bir dizi izleme moduna girmiş bulunmaktayım. Haliyle ağzıma yapışan "f*ck, sh*t" ve türevi güzel sözleri(!) dilime bulaştırmış durumdayım. Tabii ingilizce kelimelere olan kulak alışkanlığı da cabası. Ne yazık ki diziler yüzünden, bir hevesle bilgisayarıma indirdiğim birbirinden güzel filmleri izlemeye vaktim olmadı. Sanırım gidene kadar da yetiştiremem hepsini.

O kadar dizi varken, sen tut yenisini indir! Ne bileyim, merak ettim, indirdim. Neyi indirdim? Şunu: Friday the 13th



Meğersem bir arkadaşım bu filmin öyle bir sürü önceki bölümü var, dedi. Aa, dedim. Hiç hatırlamıyorum ben?! Varmış ve filmdeki malum sapık seri katil, her filmde ölüyor gibi yapılıp; öldürülmüyormuş. Arkadaşım bunu deyince aklıma birden Testere dizisi geldi. Ah pardon! Testere filmi! Dizi olmaya yakın olan bir seriye dönüşen Testere filmindeki gibi sürekli bir canlanma oluyormuş filmde.

Filmi izlerken bir de kimi göreyim?! Bizim Supernatural'dan Sam! Gerçek adıyla, Jared Padalecki filmde çok iyi durmuş bence. Zaten seviyorum kendisinin oyunculuğunu. Velhasıl film güzeldi. Korktuğum ve gerildiğim sahneleri boldu. Şu sıralar akşamları iyi gider, tavsiye ederim. "Fuckat" film biraz(!) uzun sürüyor. O yüzden ben gibi yalnız izlemeyin...

Ve siz ben gibi yapmayın. Türk sinemasına sahip çıkın!

Ama onlarda komedi ve dramadan başka bir dala geçsinler artık!