30 Mayıs 2026 Cumartesi

Temizlik...

Bugün, bayram sonunda, odamı temizlemek istedim. Her gün gördüğüm, bazen yatağımdan bakıp uzaklara daldığım, bazen her sefer ayrı bir hikaye kurarak uykuya daldığım, bazen "ben de gidebilirdim seninle, neden bir kez daha tartıştık diye iş arkadaşınla plan yapmışsın ki hemen" diye yüzlerce kez kendi kendime söylediğim bazı eşyaları da kaldırmak istedim. Yapmak zorundaydım. Ona ait eşyaları etrafımdan, gözümün önünden; tıpkı ondan dolayı tanıştığım herkesi sildiğim gibi kaldırmak zorundaydım. Bana acı verdiğini bunu benden başka kimse bilemezdi çünkü. Hala daha bilemiyor da... işte.

Mayıs ayı beni çok yordu. Birçok anlamda beni çok yordu. Tek güzel şey galiba sırf güzel bir gün geçirmek ve favori burger mekanıma gidebilmek için Eskişehir'e gitmeme kısmen gerek kalmamış olması, diyebiliyorum. Çünkü artık HMBRGR Maltepe Park AVM'de de açıldı. Hatta geçen hafta biraz kendimi iyi hissedip gittim. Şube müdürüydü sanırım, gayet iyi biri karşıladı beni ve güzelce doydum. Onun dışında bir şey olmadı galiba. Yani iyi anlamda...

Uzun bir zamandır kitap okumuyorum. Daha sağlıksız besleniyorum. Nasıl bir süreçten geçtiğimi gayet iyi biliyorum; ama tek başımayken yıllar önceki edindiğim güçle hareket edemiyorum. O Arif yok ne yazık ki bu sefer. Çıkaramadım 1.5 yıldır.


Kaldırdığım şeylerden biri de onun bana ilk buluşmalardan birinde verdiği bu kitap oldu: 

Uzun uzun baktım tekrar. Ben birine deli gibi aşık olsaydım bile bunu yazarak böyle bir hediye veremezdim. Çünkü bunun 5 sene sonrasını düşünürdüm. Böylesine ağır bir şeyin altına girecek kadar gerçekten emin miyim bir şeylerden? Ya da az da olsa ihtimalinden emin miyim? Verebilecek olsaydım bile cümlelerimin ucunu öylesine açık bırakırdım ki bağlanıp gitmesin bir gün.

Kendisi bu kitabı 4 sene boyunca okumadığımı, şimdi de okuyamayacağımı bilmiyor. Çünkü her okumaya yeltendiğimde bu sayfa bütün dikkatimi dağıtıp beni gülümsetiyordu. Zaten odaklanamayan ben, hiç beceremiyordum okumayı. Hediye paketindeki süsü bile en az 2 sene dolabımın üstünde yapışmış halde tuttum; ama bilmiyor. Tek değerlendiği ona, onun istediği kadar "seni seviyorum" demiyor oluşum oldu.

Ama işte, denedik olmadı, değil mi? Tam 4 sene, hatta benim için 5 olmak üzere...

Bazen bakıyorum birilerinin bana dalan bakışlarına. Ya da bendeki paranoyak düşünceler sonrası oluşan bakışlara... "Yok ya beni bu halimle kabul etmez zaten, ben gibi olsa bile" diyorum. Oluşan düşünce sadece bu. İster birini suçlayalım, ister öz güvenimi kaybettim diyelim, istersek de tüm suçlusu ben olayım... Sonuç olarak 38 yaşına gelmek üzere bir Arif ve aynı heyecanları tekrar yaşaması zor olan bir başka gökkuşağı rengi var içimde.

22 Mayıs 2026 Cuma

Kendi Halimde

Tam bir haftadır nereden kaptığımı bilmediğim bir virüsle boğuşuyorum. Sürekli uyku hali, burun/boğaz akıntısı... hayatım boyunca üretmediğim balgamla ve sümükle savaş veriyorum. Oysa özellikle bu hafta ve önümüzdeki hafta için çok güzel planlarım vardı. İnşallah hazır hafta sonu da yağışlıyken iyileşirim.

Çok yazmayı istedim buraya içimdekileri; çünkü paylaşamıyorum öyle kolay kolay kimseyle. Yapım sağ olsun "dinlemeye" meyilli olduğu için, karşımdakilere dert anlatmaya başlayınca konu onların problemlerine dönüyor. Ben de peki deyip dinlemeye devam ediyorum... Yazamadım 1 aydır, yazmayacaktım aslında. "Dışardan" bakınca yazdıklarım sanki "Arif haykırışta" ya da "yalvarıyor" belki de "ağlıyor" şeklinde gözüküyor gibi düşünmeye başladım. Kendi dünyamdaki olup bitenleri azıcık buraya yansıtmayı herhangi bir art niyetle yapmadım bugüne kadar; ama 1 ay kadar önceki bir durum bana bunu hissettirdi garip bir şekilde.

Geçen yaz biten, daha doğrusu 1-2 sene önce biten ve benim yeni fark edip ya da daha da doğrusu "kabullenmeye çalışıp" bitsin diye silip geçtiğim eski ilişkimle ilgili bir şey oldu bu ay başında. Henüz tanıştığım aşırı egoist birinin beni sözde tanımlamasına sinirlenip ve kendimi tutamayıp gidip eski sevgilime mail yazmıştım. 1-2 maildi geçen muhabbet. Normalde yıllardır rahatça ağlayamayan biri olmuşumdur nedense, hala sebebini bilmem; ama o mailler sonunda epey bir ağladım. Biri için o kadar ağlamayı ben Amerika'dayken yaşamıştım. Ve elimden hiçbir şey gelmiyordu. Kuzu kuzu uçağa binip geri dönmüştüm buraya. Şimdi hatıra olarak kaldı. Bu da hatıra olarak kalacak. Tabii aramda okyanus yok, olsun... Bu arada diyeceksin ki sen silip gitmişsin; ama öyle değil aslında. İlişkinin son 1 senesinde iki yabancı gibi sarılıyorduk birbirimize yalancı gülüşlerle. "N'oldu?" diye sormalarıma yüzünü kızartıp "bir şey yok" diye cevap alıyordum. Onlara rağmen gözüm kördü, anlayamıyordum, istemiyordum ilişkinin bitmiş oluşunu...

O mailler bana şunu gösterdi, daha doğrusu emin oldum kendimden, bak karşımdakinden demiyorum. Çok sevmişim; o kişiyi de önceki kişileri de. O iyi günde/kötü günde ifadesine çok bağlanmışım. Benim dünyamdaki ilişkilerde görülmesi neredeyse imkansız olan o "sevgiyle bağlanma" olayına çok tutunmuşum. Mantık insanı değilmişim ben ilişkiler konusunda. Değilmişim abi. Yani kaç yaşında olursam olayım, maddi anlamda ne seviyede olursam olayım ya da karşımdaki nasıl olursa olsun; sağlık konusunda ne derece olursak olalım... öyle bir gün gelip eksik bırakamıyormuşum yanımdakini. Bu ifadeye bile içimde aslında böyle bakıyormuşum "yanımdaki". Yani "karşımdaki" değil...

O mailleri atana kadar içimde hala "Arif, okyanus yok aranızda bu sefer" diye bir ses vardı, varmış daha doğrusu. Saf halimle yazmışım; ama yazmasaydım göremeyecektim "kendimi". Sebebi dengesiz biri oldu mail atmamın, biliyorum. Yine de asıl sebebi başkaymış. Zaten aldığım cevaptan sonra anladım ve okudum ki aramızda okyanus değil çok başka bir boşluk oluşmuş. Şöyle bir cümle yazmıştı: "Biz denedik, uğraştık ve bir noktada ilişki tükendi." Okuyunca önce gülümsedim. Sonra başladım sessizce ağlamaya. Biz diye yazmıştı cümleye; ama hissettiğim o yorgunluğu tarif edemem. Biz... Yoksa ben miydim? Neyse, gözlerimdeki yaşların sebebi de o cümle oldu zaten. Sonra da uzaklaştım. Buradan, kendimden... Yeni insanlarla tanışmaya çalıştım daha fazla. Yok, beceremedim, iğrendim. Oradan da uzaklaştım. Şimdi dua etmeye yüzüm olmayan Allah'a ne diyebilirim? Kalbiyle yaklaşan birini mi dileyeyim? 

Çok dilemiştim zamanında Blog. Artık gerçekten yoruldum. Yüzümün gülmesi ya da birinin yüzünü güldürme düşüncesi bile yoruyor beni. Uzak geliyor. Ve bu halimle kimse bana yaklaşmaz muhtemelen.

Sana yazmak için tutuyordum o mailleri. Son kez okuyup sildim. Ona da demiştim, bazı şeyleri kolayca boş veremiyorum. En azından onun kadar hızlıca...

17 Nisan 2026 Cuma

Ve Eskişehir!

1 ay önce bugün hızlı tren bileti aldığım, Eskişehir'e yolculuğumu dün gerçekleştirdim. Sabah çıkışımdan akşam dönüşüme kadar -çok şükür- çok rahat, huzurlu ve "işte buydu istediğim ya" dediğim bir gün geçirdim. Ne saçma sapan kıskançlık krizi mağduru, ne ağlamalar, ne tartışmalar, ne de bir başka günün içine edilmesine sebep olacak bir şey oldu. Bir önceki gidişimde bunlar olmuştu çünkü. En çok istediğim hamburgercimin önünden geçmiştim sadece. Neden? Hatırlamıyorum bile! Gereksiz bir sebepti çünkü.

Önce gittim otobüs kartımı aldım; orada da engelli kartına sahip olabiliyorum haliyle ve nasılsa her fırsatta gideceğim Eskişehir'e. Sonra, bir önceki gittiğim kafeye gittim: Hey Joe Coffee Co. Boş ve güzeldi. Kahvem de gayet güzeldi. Yani orada eğer 1-2 saat daha kalsaydım birileriyle tanışacaktım; ama çeşitli bahanelerle sadece iltifatları alıp günümü yalnız geçirdim. Artık bir sonraki gidişime... 🙋 Merak etmiştim sonuçta, Eskişehir'de ortam nasıl.

Şansıma hava da gayet güzeldi. Etrafta başka kafeler de vardı; ama midemi tamamen hamburgercime saklıyordum sevgili Blog. Yani HMBRGR! Hangi şubesine gideyim diye düşünüyordum ki en yakını Espark'dakiydi. Dedim iyice acıktırmayayım kendimi. Çünkü karnımın gurultularını kalabalıktan bile duyabilirdim; hissetmekten öte. 😅 Bir de benim onları etiketlediğim paylaşımım sonrasında, İstanbul şubelerini Mayıs ayında açacaklarını yazmışlar. 😍 Maltepe Park ve Watergarden!

Ve o büyük AVM'ye girdim. Yalnız şunu söylemeliyim ki Gebze ve Eskişehir insanlarının genel yapısı ile İstanbul ve Eskişehir insanlarının genel yapısı şeklinde iki farklı kıyaslamada bulundum hep caddeleri gezerken. Hani bana zaten Eskişehir, Türkiye'nin Avrupa ülkesi gibi gelmiştir; ama dün biraz daha böyle içim ısındı. Dün tüm gün mutlu geçti zamanım ve buna gerçekten çok ihtiyacım varmış, bunu anladım. Aylardır Kadıköy vs. gibi yerlere gitmiyorum. Gidesim gelmiyor artık eski anıların geçtiği yerlere; ama Eskişehir'e bunu yapmak istemedim. Harcamamalıydım o şehri; o yüzden gittim biraz da. Henüz tekrar bilet almadım; ama fazla uzun bir ara vermeyeceğim tekrar gidişim için. 🙆

Yediğim hamburgeri, patatesleri, sosları... benim için nasıl bir zevk, anlatamam. Bunu beni tanıyanlar biliyor; ama hepsi, hayatıma girenler de dahil "evet, Arif hamburgeri seviyor" şeklinde biliyorlar. Nasıl bir tutku var içimde keşke "anlayabilseler"... İnşallah öyle biri çıkar karşıma bir gün. Amin.

Biraz daha dolaştıktan sonra tren garına geçtim. Tabii hüzün hiç yoktu. Diyorum ya içim mutluluk doluydu! Bundan sonra da böyle devam edecek inşallah. 😌

Bugünden itibaren aldığım ve uygulayacağım bazı kararlar da var. Dün kahvemi içerken, trenle dönerken onları düşündüm. Hayır, diyet yapmak vs. değil. 😁 Ama bir süre buradan ayrı kalacağım. İnşallah döndüğümde daha güzel haberleri paylaşırım. Bu arada Sezen Aksu bugün albümünü yayınladı. Göksel de 1 ay sonra çıkarıyor. Daha güzel ne olabilir?

Haydi kaçtım! 😘

Dipnot: Şu şarkıyı Gülben Ergen'den dinlemeye alışmıştık; ama o yeni albümünde tekrar seslendirmiş. Sözlerini şimdi daha iyi anlıyorum, ne yazık ki...